Kurt… Dünya Gezegeninin meşhur yaratıklarından.
Anadolu ahalisi, kendisine “güvenli bölge” sanabildiği doğu/3. Dünya fıçısı içinden tabiata baktığında dört ayaklı ve et yiyen her yaratığa “canavar” demekte. Tabiatı unutmuşluğun, şaman atalara tokat gibi emaresi ( Hoca´nın “Canavar” sözünün anlamını bir yerde yazmış olduğunu daha önce de ifade etmiştim: Can-avar: Can alıcı/alan).
Bu ahalinin yahudi güdümüne biçilmiş kaftanlığı şüphe götürmez. Bu kadar kolay güdülebilen ve bu siyasetten nerede ise memnuniyet duyabilen bir ahaliye kim “millet” diyebilir?
Güdülmüşlüklerden biri de, yahudinin sözde Türk Mitolojisi´nden çıkartıp kullandığı kurt motifinde bulunuyor. Koskoca bir Şaman Kültürü yahudi tarafından tarihe gömülmüş ve “halk” başlığı altında şimdilik 16 defa imbiklenmiş bu ahali peynir altı suyu olarak ortada kalmışken, dün gibi bir zamana kadar “Türk Mitolojisi” diye bir mefhum arada bir yadedilirdi.
Çünkü o zamanlar Kurtoğlu modası vardı.
Yani, yahudinin kendi ellerinden uydurduğu, sözde bir “Türk Milliyetçiliği”nin sembollerinden biri olan Kurt ile alaşımlanma (belki de “aşılama” demek gerekiyor).
Tıpkı bir Yeşilçam filmi gibi: Yalan. Olamaz…
Çünkü Kurt hakkındaki asıl anlam “canavar” kelimesindedir. Ve canavar, ahali tarafından -tüfekle- vurulur…
Ortada gezegen tabiatının içine edip, sonra da onun ruhunu kemirmek şeklinde bir tarz var. Buna eskiden “beşerî coğrafya” denirdi. Şimdi ise, 3. Dünya copy/paste´ciliği sayesinde “arazi kullanımı” diyorlar (land using´ten).
Komünde dişi ve erkekler gece gündüz iş tutar. Sürü, fıçısında “yoğun” günler geçire geçire daha da yoğunlaşır. Sonuç yalın ve fakat mahvedicidir: Azılı bir “nüfus artışı”...
Ve fakat kurtlara el atmaktan da geri kalınmaz.
Mesela, bir Kıbrıs yahudisi, Yahudi gen kurm başkanı Çakmaktaş´ın torpili ile Kulesiz liseye kapak attırılmıştır. Darbeden nasiplenmesi mümkün olamadığında “emekli albay”, Türklükten değil, düpedüz yahudilikten gelen bir kurt motifini eşeğin semeri haline getirmeyi başarmıştır. Ve nice genç bu şekilde “eşek” olarak kullanılmıştır…
Yahudi Jack Nicholson, “Wolf” adlı filmdeki başarısını (!) sadece aktörlüğüne borçlu olarak düşünülmemeli. Holywood yahudileri tabiatın imajlarından sömürmedik bırakmadı. Köpekbalıklarından timsahlara, arılardan karıncalara kadar her yaratık…
Fakat Kurt için sahne bambaşka oluyor.
Çünkü yahudilerde bir “Kurtoğluluk” olayı var.
Hoca bunu, 2000´lerin başlarında, kendi sol cephesini ayakta tutabilmek adına yahudi kartını/tema´sını son bir hamle gibisinden ortaya seren ilk kitaplarında ifade etmişti. O günler için güncel bir sima Paul Wolfowitz idi. Hani, kendisinden , aracı birader eliyle iletilmiş mektupla “başbakanlık” talep edilen birader. Namıdiğer “delik çorap”. Fakat o delik çoraplardan çıkanlar kurt tırnağı değil, rezil birkaç parmaktan ibaretti.
Wolfowitz. Yani “Kurtoğlu”…
Anadolu yahudi marabası ahalisinin genç nesillerinden “kurt” ile aldatılmış olanların kelaynak bir tepede toplanma rituelleri. O kel (ormansız) tepede birileri, uyduruk bir kurt heykelini omuzların üzerinde aktararak kürsü önüne getirmeye kalkmışlardı. Bunun üzerine, henüz ölmemiş emkl. albay, “biz putperest değiliz” diyerek bunları azarlamıştı. Bu, kurt modasının “Anadolu arazi kullanılırlığı (!)” içinde sona erdirildiği gündür. Bunu, soyadından ciddi şekilde şüphelenir olduğum şimdiki parti liderinin bir gece ziyaretinde, mahallenin eski memur gençliğinden kurt uluması taklidi yapan birini yanına çağırıp azarlaması takip etti.
Türk Mitolojisi, Erbörü, Aysar vs. Bunlar şimdi neredeler? Veya baştan ne idiler?
Niçin ortada doğrudürüst bir kütüphane yok? Oguz Khan (!) efsanesi öyle mi?
Demek ki, tarih, sinsi ve icazetli bir mimar takımının mantolamalarından ibarettir. Bu giydirmeyi kazıyabilendir ki, ancak o, gerçeğe ulaşabilmiş olmaktadır. Hoca´nın tuhaf tarihçiliğine bu yüzden saygı duyuyorum.
“Bilinen şeyleri tekrar etmenin anlamı yok” sözünün, programlarında zaman kazanmaya çalışan TV soytarılarına ait olduğu artık daha iyi anlaşılabilir. Çünkü bilinenler tekrar edilmez ise “Kültür” olmaz. Kitapların unutulmasının (veya hayat karşısında hiçbir anlamlarının omayışının) izahı da budur.
İnternet, kültürsüzlüğe süpürge olduğundan, mesela, şöyle bir paragrafı bir yerlerden aktarabilirm:
Türkler "Barak" derlerdi, Kara tüylü köpeğe,
Böyle ad verirlerdi, büyük soylu köpeğe.
Aslında efsaneler, bir köpek anarlardı.
Onu da köpeklerin, atası sayarlardı.
Bu köpek soylu idi, çok büyük boylu idi,
Av çoban köpekleri, hep onun oğlu idi.
Kuzey-batı Asya'da güya "İt-Barak" vardı,
Türklerse İç Asya'da, onlara uzaklardı.
Başları köpek imiş, vücutları insanmış,
Renkleriyse karaymış, sanki Kara Şeytanmış.
Kadınları güzelmiş, Türklerden kaçmaz imiş, (!)
İlâç sürünürlermiş, ok mızrak batmaz imiş.
Destanda denilmiş ki, Oğuz-Han yenilmişti,
Bir adaya sığınıp toplanıp derilmişti.
On yedi sene sonra, Oğuz onları yendi.
Kadınlar yardım etti (!), orada savaş dindi.
Oğuz bu bölgeleri, "Kıpçak-Beğ" e il verdi,
Bunun için Türkler de, oraya "Kıpçak" derdi.
Kıpçaklar da kim? (İşte bir Eric Von Daniken sorusu daha). Hani bizim hepsi de silme sarışın, renkli gözlü ve genel olarak da uzun boylu general takımı var ya. Saçlar da kel olmak yerine uzun oluverse manzara aynısı olacak. İşte böyle bir ırk (!).
Modern çağ: Kurtun köpeklerin eline düşüp alay konusu olduğu dünya devirlerinin genel adı…
Bir tekrar daha: Gilles Garnier… Fransızların kurt adamı. Böyle olunca, aynı zamanda homo olma ihtimali de var. Buradan ise yahudilere kapı açılmış oluyor. En son seyrettiğim Gilles Garnier filminde biri, o dönemde tarlalarda çalışan ırgatların silme gey olduklarından şikayet etmekte idi…
Bu, aslında, Avrupa´da Kurt Adam fenomeninin niçin o kadar yaygın olduğunun cevabıdır. Kont Dracula´yı da unutmamak lazım. Çünkü orada da bir Kıpçak kılıklı var: Kahraman Van Helsing...
Kim kimin mitolojisine bindiriyor? Hayat bir fikir/bilim insanının gözünde baştan beri bir köpek cenneti iken hangi kurt maskesi hangi köpeği veya köpek kulübesini kamufle edebilirdi ki?
Yahudinin Anadolu çiftliğinde “vilayet” başlığı altında geçen köyden bozma bir yer. Kenar mahallede akşam yemeği sonrasında bir ocakta (!) mahallenin işsiz veya ırgat bırakılmış gençliği toplanıyorlar. Duvarda meşhur uluyan kurt silueti asılı. Gençler, kıdemli işsiz veya dairede odacı reislerin nutukları ile kendilerinden geçmiş haldeler. En kötüsü ise, Ankara´dan gönderilmiş sarışın/renkli gözlü birinin/birilerinin (!) ahkâmları. Gazı alıyorlar. Huşû halindeler. Ve bir an geldiğinde bu sosyo terapi son buluveriyor. Ahkâm kesecek zavallı gençler arayan adîler defolup gittikten hemen sonra –gazın etkisi geçtiğinde- gençler aynı 3. Dünya gerçeğine uyanıveriyorlar: Onlar, bu yahudi diktasının boyunduruğunda aynı işsiz/güçsüz/geleceksiz kenar mahalle gençliğinden başka birşey değildirler.
Hayatın yerel ve fakat “güvenli bölge” olarak düşünülen fıçılarında böyle gazlı avunma imkân ve uygulamaları da olmasa “gerçeği görmezden gelebilmek” hiçten mümkün olamazdı.
Hoca, Seher ile Tan kelimelerinin aynı anlama tekabül ettiğini yazmıştı. Yahudilerin isim takma mesailerinde “ Tan” isim veya ekine çok başvurduklarını ve fakat İbranice´de Tan´ın “Çakal” anlamına geldiğini de yazıyor. Hayatları boyu hiç ormana girmemiş, hiç kurt görmemiş ve fakat “land using” yapıp tapulayan birileri için en uygun olanı düz ovada çakallıktır…
Yahudilerde Tabiatın sembollerine bir sığınma olduğu ortada. Bu durum, genel İbrani soyu ve din akaidi altında çok daha öncelere inen bir başka “kök” bulunduğu gibisinden kanaatlere sebep oluyor. Bu yüzden olmalı ki, son zamanlarda, yahudileri alıp Mısır firavunlarının soyuna bağlamak gibisinden bir saçmalık türetildi. Bu ise, kendini yüceltip parmaklarını çoraplarına sığamaz derecesinde büyütmek peşindeki yahudi alemini daha da şişirmiş oluyor. İngiliz Kraliçesi veya Texaslı Bush ailesi süzme yahudi olabilirler. Fakat onları bir de “firavun” soylarına bağlamak… Halbuki, biliniyor işte, yahudiler Mısır´dan paçayı zor sıyırmışlardı… Bu korkunç çarptırma, Modern Ejipolojinin “Giza Yüksek Kültürü”nü -kıvırtmalar üzerinden- moderniteye bağlama ahlâkszılığından çok daha beter bir şey.
Mısır ve yahudiler açısından gerçek ortada: Yahudiler aynı dolapları Mısır´da da çevirmek istediler. Fakat Mısır Devleti´ni elinde tutan sülalelerde yahudilik olmadığından (!) buna asla gözaçtırmadılar. Ve nihayet 2. Ramses, bunları Kızıldeniz´e kovaladı. Sorulması gereken soru, “firabunlar yahudi miydi?” değil, “Gökteki (!) bunları niçin kurtarmıştı?” sorusu olmalıdır. Sorular olmasaydı tarih olmazdı.
Şablon belli: Ortada “değerli” görünen ne varsa toplayıp, haneye (mesela, İsviçre bankalarındaki hesap havuzuna) aktarmak…
“Aşırma” manevraları derhal diyardaki tezgâhta köşe/minder tutmuş birilerinin araklamacılıklarını hatırlatıyor. Yani, “ben nasıl olsa prof.um / müd.üm. Bu salaktan alıp kullanıvereyim. Sonuçta nasıl olsa büyük olan ben´im, ona değil bana inanılacaktır” şablonu…
Büyüklük / Büyük olmak / Büyük Adam olmak...
Yellowston´da oranın kurtlarının yokedilmesi ardından başka yerlerden getirilmiş kurtları ekosisteme uyarlayabilmek adına onları sırtlarında taşıyan iri kıyım biyolog takımından bu yana bile enaz 15 yıl geçti.
Buna karşı, şu köpek land using tezgâhında kimbilir kaç Kurt soyu tüketilmişken acaba sırtında uyuşturulmuş kurt taşımış bir biyolog hiç oldu mu? Anadolu´da böyle bir şeyin olabilmiş olabileceğini tahayyül etmek “gerçeği bilmek sanatı”na temelinden ters düşer. Anadolu´da kurtlar yokedilir, fakat bilimi sırtında taşıyacak birileri çıkmayacağı gibi, aksine, onu köpek varlıklarına “post” olarak kullanmaya kalkarlar.
Yahudilerdeki Wolfowitz´lik, onların en unutulmaz düşmanları olan Roma´dan bir giydirme de olabilir (Romulus ve Remus). Bir taşla iki kuş.
Kültür´de şöyle bir unutulmazlık var: “Hayvan başlı insan” fenomeni esasen, irticanın (tenasühün) ifadesidir ( Hani “evrim” hiç geriye gitmezdi? Köpek cennetinde böyledir bu iş ).
Tekamül/Yükseliş için Giza´ya bakmak gerekir. Çünkü orada Sphenks (yani, Büyük Sfenks) “hayvan başlı insan” değil, “insan başlı hayvan” şeklindedir. Halbuki, Giza´dan sonra gelen ve “Köylü Mısır´ı” dediğim Mısır´da işler tersine dönmüştür. Artık hayvan başlı insanlar vardır ve bunlara “Tanrı” gözüyle bakılmaktadır.
“Gerçeği görmek” için yine hayata bakmak gerekir: Giza´dan enaz 5bin yıl sonrasında Köylü Mısırının, devletiyle halkıyla bölünmez köylü birliğinde güdükleşmiş piramitler, yamalı bohça, dokuz etek veya Bengaldeş Mimarisi gibi irticai klasiklerde olduğu üzere, rengarenk hiyeroglifler ile doldurulmuştur. Köpek Çağı başlamıştır birkez. Bol bol kullanılan arazilerde iki ayaklı köpeklerin izleri açık bırakmaz olmuştur.
Kurt postuna bürünmekle “Kurt” olunsa idi elbette çok kolay olurdu.
Aksine, hergeçen gün daha da zorlaşıyor…
Kurtlar yokolurken kurt maskeli köpekler/çakallar dünyayı ele geçiriyor.
İşte yine aynı fikir hatası. Çünkü dünya zaten onlar için yaratılmıştı. Bu yüzden her defasında paçayı yırtmayı başardılar.