Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Nasyonal Sosyalizm
13-02-07, Saat:16:39:44 PM,
#1
Nasyonal Sosyalizm
1933-1945 arasındaki dönemde Almanya’da uygulanan bir tür sağ totaliter rejime ya da o dönem için Almanya özelindeki faşizme verilen isimdir. Nasyonal sosyalizmin tarihi bir kuramı yoktur. Adolf Hitler’in yazdığı "Kavgam" (Mein Kampf) kitabında daha sonra nasyonal sosyalizmin uygulaması olarak görülen pek çok hususa değinilmekteyse de, bu kitabın nasyonal sosyalizmin kuramını ortaya koyduğunu ileri sürmek de mümkün değildir. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NAZİ Partisi) 24 Şubat 1920 tarihli 25 maddelik programı da, kimi ayrıntılara girmesine karşın, nasyonal sosyalizmin kuramı olarak değerlendirilemez.

Nazi Partisi'nin programında, iktisadi konular oldukça ağırlıklıydı ve ilginç bir nokta olarak iktisadi sorunlara sol çözümler getirilmekteydi. Bunlar arasında örneğin emeksiz kazanılan gelirlere son verilmesi, tröstlerin devletleştirilmesi, toprak üzerinde spekülasyona son verilmesi, orta sınıfın desteklenmesi gibi noktalar vardı. Ancak bu tür hususlar, salt programda kalmıştır.

Ocak 1933’te Hitler’in başbakan olmasından sonra Alman Meclisi (Reichstag) içindeki çoğunluğun son derece hızlı bir biçimde “çoğunluk tahakkümüne” dönüşmesiyle “nasyonal sosyalist devlet” in oluşturulmasının yolu açıldı.

Nasyonal sosyalizmin ilk uygulaması, işçilere yönelik oldu. 1 Mayıs 1933’ün “ulusal işçi günü” ilan edilmesinden ve çok görkemli törenlerle kutlanmasından tam bir gün sonra, 2 Mayıs 1933’de Katolik sendikalar dışında, ülkedeki tüm sendikalar kapatılarak mal ve para varlıklarına devletçe el kondu. Katolik sendikaların aynı kaderi paylaşmaları için iki ay kadar bir süre geçmesi gerekecekti. 24 Haziran 1933’te sıra Katolik sendikalara geldi.

Mayıs 1933 sonunda Nazi Partisi liderliğinde “Alman İşçi Cephesi” oluşturuldu. Bu kuruluşun oluşmasıyla birlikte toplu sözleşme yasağı getiriliyordu. Bunun yerine son derece geniş yetkili “işçi mutemetliği” kurumu konuluyordu. Bu işçi mutemetlerinin sözleri ve kararları bağlayıcı nitelikteydi. Gene aynı günlerde, nasyonal sosyalizmin deyişi ile “fabrikaların önderliği, doğal liderlerine geri veriliyordu”. Yani fabrikalarda tek önder, o fabrikanın “sahibi” olacaktı.

Sendikalara ve işçi hareketine karşı girişilen bu tür eylemler, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi içindeki gerçekten “sosyalist” sayılabilecek gruplar arasında geniş bir hoşnutsuzluk uyardırdı. Bu gruplar, her ne kadar sosyal demokrasi ve Marksizm'e karşı idiyseler de, belirli bir sosyal espriye inanmakta ve Nazi Partisi’nin bunları savunacağını sanmaktaydılar. Ancak bunların tasfiyesinde de fazla bir güçlük çekilmedi.

Nasyonal sosyalist ekonomi, tipik bir savaş ekonomisi (Wehrwirtschaft) idi. Bu ekonomi içinde iki temel hedef alınmıştı. Bunlardan biri istihdam, diğeri ise ekonomik büyüme idi. 1936’da Göring’de ifadesini bulacağı üzere nasyonal sosyalist ekonomi “kendine yetme”yi temel ilke edinmişti. Bu arada devlet yatırımları artırılmaya çabalanırken, özel girişim de özendirilmeye çabalanıyordu. Bu ekonomi politikası ve özellikle silahlanma girişimleri, büyük iş çevrelerinin beklentilerini yanıtlarken, orta sınıf gitgide geride kalmaktaydı.

Nazi Partisi’nin programında ve propagandasında tekellere karşı savaş vaad ediliyordu. Buna karşılık Ekim 1937’de alınan bir kararla sermayesi 40,000 Dolar'dan ufak şirketlerin kapatılması yönüne gidildi. Bu karar çerçevesinde piyasadan çekilmek zorunda kalan şirket sayısı, piyasada çalışmakta olan şirketlerin %20’sinden fazlasıydı.

Daha sonra alınan bir kararla da, yeni bir şirket kurulabilmesi için minimum 250,000 Dolar sermaye sınırı getirildi. Yani antitekel sloganlarla iktidara gelen nasyonal sosyalizm, doğrudan doğruya tekelcilik yapmakta ve tekellerin gelişimini desteklemekteydi.

Ticaret yaşamı da devletin, yani Nasyonal Sosyalist Parti'nin kesin bir denetimi altına girmişti. Zaten ekonominin tümü merkezileştirilmişti. Alman ekonomisi “Alman Ekonomi Odası” adında bir örgüt içinde toparlanmıştı. 7 “Ulusal Ekonomi Grubu”, 23 “Ekonomi Odası”, 100 “Sanayi ve Ticaret Odası” ve 70 “El Sanatları Odası” doğrudan bu örgüte bağlanmıştı. Reichsbank’ın başına getirilen Dr. Schacht da kesin bir denetim mekanizması oluşturmuştu. İşçiler ise “Alman İşçi Cephesi” içinde örgütlenmişler ve partinin kesin denetimi altına girmişlerdi.
İnanma
İşçi kardeşim
Dünyayı durduramazsın diyenlere

Değil mi ki
Onu böyle döndüren
Senin
Kıymeti bilinmeyen
Ellerin
Ara
Cevapla
28-02-07, Saat:20:18:41 PM,
#2
RE: Nasyonal Sosyalizm
NAZİ lik konusu bence o kadar önemli bir konu ki bu konuda edineceğimiz bilgilerin sadece genel kültür ya da tarih kategorisinde ele alınmaması gerektiği görüşündeyim. Bir yanıyla “güncel politika” nın da konusu.
Tarihin en küçük birimi bütün tarihtir der A.Toynbee; Nazi Almanyasını derinlemesine bir inceleme bir çok bugünkü olayı daha iyi anlamamıza yol açacaktır.

“Alman Nasyonal Sosyalizminin işleyebileceği cinayetlerin yanında İtalyan faşizminin cehennemi faaliyeti iyice sönük ve neredeyse insani bir deney gibi gözükecektir.”

Dünyada faşizm olarak adlandırılabilecek tek rejim İtalya’da iken , Nazilerin iktadara gelmesinden iki yıl önce Troçki bunları söylüyordu. Sovyet devriminin yaşamasını hep Almanya’da kopacak bir devrime bağlayan Troçki’nin doğrulanan başka kehanetleri de vardı ancak hiçbiri bu kadar ağır bedelli olmadı. Bunu vurgulamamın sebebi komiternin Nazi yükselişi karşısındaki ileride ayrıntılarını vereceğim tutumu nedeniyledir. Çok değil birkaç yıl sonra herkesin anladığı şeyi o zamanlar çok az insan söyleyebiliyordu.

Mayıs 1924’de NAZİlerin oyu %2.6 idi ve mecliste 32 milletvekilleri vardı. Bu seçimde SSCB haricindeki dünyanın en güçlü komünist partisi olan(enternasyonalin resmi dilinin uzun süre Rusca değil Almanca olduğunu hatırlatayım) Alman Komünist Partisi(KPD) %12.6 oy almıştı.
1924 ve 1928 seçimlerinde sırasıyla %1 ve %2.6 oranında oy aldılar. 28 seçimlerinden sonra Goebbels “ kimse parlementonun bizim Kudüsümüz olduğnu sanmasın. Oraya düşman olarak giriyoruz! Kurtları koyun sürüsüne dalması gibi giriyoruz” diye yazmıştı.
1929 bunalımına girerken büyük burjuvazi NAZİleri daha sadece sosyalistlere ve komünistlere karşı bir sokak gücü olarak önemsiyordu. 1929 BUNALIMI İLE BİRLİKTE NAZİler kendilerini 4 senede iktidara taşıyacak olan yükselişine başladılar.
NAZİ partisi 1930 da %18’e ,
iki sene sonraki temmuz 1932 seçiminde %37.4’e ve
Mart 1933te %44 e çıktı.
Kasım 1933 referandumunda ise %88 oy ile iktidar sürecini tamamladılar.

Sonrasını biliyoruz, sonrasını kabaca herkes biliyor, ama üzerine binlerce kitap yazılan şey şu ki o dönemde dünyanın en eğitimli, en kültürlü halklarından biri olan Alman halkı nasıl bu hale geldiğidir. Gaz odalarında az sonra zehirleyeceklerine Wagner dinletmek de “üstün Alman faşizmi”nin bir ürünüdür.

Burada bir ara verip faşizmle ilgili bir araştırmayı vermek istiyorum. L.Britt adlı araştırıcının Hitler (Almanya), Mussolini (İtalya), Franco (İspanya), Suharto (Endonezya) ve birkaç Latin Amerika ülkesindeki faşist rejimlerinin ortak noktalarını incelediği araştırmada Britt bu rejimlerin benzerlik gösterdiği 14 öğe saptamış. Bu hem Nazilerin yapısını faşizmin genel karakterini ortaya koyması açısından çok çarpıcı.:

1. Güçlü ve devamlılığı olan milliyetçilik:
Faşist rejimler sürekli olarak vatansever vecizeler, sloganlar, semboller, şarkılar ve bunun gibi şeyler kullamaya yönelir. Bayraklar her yerde gözükür, bayrak sembolleri kıyafetlerin üzerinde kamu alanlarında çokça kullanılır.

2. İnsan Haklarını Tanımlarken Küçümsemek:
Düşmanlar ve güvenliğe duyulan ihtiyaç yüzünden faşist rejimlerdeki insanlar insan haklarının bazı durumlarda "ihtiyacı" karşılamak için görmezden gelinilebileceğine inandırılmıştır. Bu rejimlerdeki insanlar hatta bazen işkenceyi, yargısız infazı, suikastı, mahkumların uzun süre hapishanede tutulmasını ve benzeri durumları bile kabullenirler.

3. Birleştiricilik adına düşmanların/günahkeçilerinin tanımlanması:
İnsanlar çılgınlık boyutunda birleştirici bir vatanseverlik ile düşmana ve tehlikeye karşı toplanmaktadır. Bu düşmanlar: ırkçılık, etnik ve dini azınlıklar; liberaller; komünistler, sosyalistler, teröristler vb.

4. Ordunun ululuğu:
Yaygın milli sorunlar olduğunda bile orduya hükümet bütçesinden gereğinden fazla para ayrılır, yerel sorunlar ihmal edilir. Ordu ve askerler çekici bir şekilde yansıtılır.

5. Sınır tanımayan cinsiyet ayırımı:
Faşist hükümetler neredeyse tamamen erkek egemenliği altındadır. Faşist rejimler altında cinsiyetlerin geleneksel rolleri daha katıdır. Boşanma, kürtaj, homoseksüellik bastırılmıştır, devlet çözülemez aile birliğinin gardiyanı gibidir.

6. Kontrol altında medya kümeleri:
Bazen medya hükümet tarafından direkt olarak kontrol altındadır. Ama diğer durumlarda indirekt olarak ya da sempatizan spikerler ve yöneticelerle baskı altına alınır. Sansür yaygın bir şeydir, özellikle de savaş zamanında.

7. Ulusal güvenlik takıntısı:
Grupların üzerinde korku motivasyon aracı olarak hükümet tarafından kullanılmaktadır.

8.Din ve hükümetin iç içe geçmesi:
Faşist uluslarda hükümet en yaygın dini, kamuoyunun fikirlerini manipüle etme aracı olarak kullanır. Dini konuşma tarzı ve terminolojisi hükümet liderlerinin çokça başvurduğu araçlardır. Hatta dinin temel prensipler hükümetlerin politikasına ve hareketlerine tamamen aykırı olsa bile.

9. Kolektif gücün korunması:
Faşist ulusun, endüstri ve iş aristokrasisi genelde hükümet liderlerine gücü veren kişileridir. İş dünyası/ hükümet liderleri arasında karşılıklı çıkar ilişkileri ve gücü elinde tutan elit bir tabaka yaratılmıştır.

10. Emeğin gücünün bastırılması:
Organize olmuş emeğin gücü faşist hükümetin tek gerçek tehdidi olduğu için ya tamamen elimine edilir ya da şiddetle bastırılır.

11. Sanatın ve entelektüellerin küçümsenmesi:
Faşist uluslar yüksek öğrenime ve akademilere karşı açık bir düşmanlığın gelişmesini destek olurlar. Akademisyenlerin ve profesörlerin sansürlenmesi hatta tutuklanması az rastlanılan bir şey değildir. Sanatta özgür ifade tarzlarına açıkça saldırılır.

12. Suç ve ceza takıntısı:
Faşist rejimlerde polislere hukuku uygulamak için neredeyse limitsiz bir güç verilir. adı altında polisin kötü muamelesini hatta sivil özgürlüğünün alınmasını bile görmezden gelirler. Faşist uluslarda genellikle polis gücü virtüel olarak limitsiz güce sahiptir.

13. Yaygınlaşmış arkadaş kayırma ve yozlaşma:
Faşist rejimler neredeyse her zaman birbirini atayan arkadaşlar ve müttefikler tarafından yönetilir ve bu kişiler yönetim güçlerini ve otoritelerini arkadaşlarını mali sorumluluklardan korumak için kullanırlar. Faşist rejimlerde ulusal kaynakların ve hazinenin hükümet tarafından tahsis edilmesi hatta tamamen satılması nadir rastlanılan bir şey değildir.

14. Hileli sahte seçimler:
Bazen faşist rejimlerdeki seçimler tümüyle sahtedir. Diğer zamanlarda ise karalama kampanyaları ile seçimler manipüle edilir hatta rakip adaylar suikasta kurban gider, yasama organları oy verme oranlarını, politik sınırları kontrol etmek ve medyayı manipüle etmek için kullanılır. Faşist uluslar mahkemelerini bile seçimleri kontrol ve manipüle etmek için kullanır.


Yukarıdaki araştırmanın sonuçlarıyla ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Katıldığınız, katılmadığınız noktalar nelerdir yazarsanız sevinirim.
Bu konuya devam edeceğim.
Sevgiler
Cevapla
06-03-07, Saat:23:37:03 PM,
#3
RE: Nasyonal Sosyalizm
NAZİ PARTİSİNİN YÜKSELİŞİ:
1918
Birinci Dünya Savaşı 1918 yılında sona erdiğinde ortaya çıkan bilanço 37 milyon yaralı ve 9 milyon ölüydü.Savaştan mağlup olarak çıkan Almanya'da hayat standartı adeta yıkıma ugramış hayat felç olmuştu.Meclisteki demokratik partiler yıkılan kraliyetin enkazıyla karşı karşıya kalmıştı.Komünist-Muhafazakar çatışmaları kısa zamanda sokaklara yayıldı.Yeni Weimar rejimi ekonominin çökmüşlüğünü,sokak kavgalarını,şiddet gösterilerini,kanunsuzluğu önleyecek gibi değildi doğrusu...
1919
Birinci Dünya Savaşı sonunda Müttefikler mağlup devletlere çok ağır barış antlaşmaları imzalattırdılar.Osmanlı İmparatorluğunun imzaladığı Sevr antlaşması kadar ağır şartları olan bir antlaşmayıda Almanlar imzaladılar.(Versay Ant.)Bu antlaşmaya göre Alman Deniz ve Hava Kuvvetleri tamamen ortadan kaldırıldı ve Alman Ordusu 100.000 kişiyle sınırlandırıldı.Buna bir ordu demektense paramiliter bir grup demek daha dogru olurdu çünkü bu grupda her türlü ağır silahtan arındırılmıştı.Buna ek olarak ta Almanlar galip devletlere 33 milyar dolar savaş tazminatı ödemeye mahkum edildi.Bu dönemlerde göze çarpan Alman İşçi Partisi , Nazi Partisinin atası olup Birinci Dünya Savaşının işşiz askerlerini bünyesinde barındıyor ve sağcı bir politika güdüyordu.Adolf Hitler bu partiye 1919'da katıldı ve etkileyici demeç ve söylevleriyle liderliğine kadar yükseldi.Hitler ulusal gururu,militarizmi ve de yüzde yüz saf bir Alman Ulusunu savunuyor ve de tabiki Yahudi düşmanlığı güdüyordu.Daha sonraları Hitler partinin ismini Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) şekline değiştirdi ve 1921'de parti liderliğine yükseldi.Üye sayısıda 3000'lere gelmiş Almanyanın Führerliğine giden yol açılmıştı.
1923
The Beer Hall Putsch "Münih Şehir Birahanesi Darbesi" bu tarihte gerçekleşti.Hitler 8 Kasım 1923 günü çeteyi andıran 600 kişilik grubuyla Münih Şehir Birahanesi'ndeki Yurtseverlerin toplantısını bastı ve yaptığı konuşmada Bavyera ve Reich hükümetlerini devrilmiş olarak niteledi.Hitler'in bu senelerdeki politikası iktidarı zorla ele geçirmeye yöneliktir oysa ilerde taktik değiştirip seçimlerle işbaşına gelmeye çalışacaktır.Bu girişim tabiki başarısızlıga uğradı.Hitler ve diğer NSDAP yöneticileri tutuklandı yapılan duruşma sonunda Hitler 5 senelik bir hapis cezası alsa da birinci senenin sonunda salıverildi.1924 yılıyla beraber NSDAP'ın oy oranlarında giderek artma görülecektir.
1925
18 Temmuz 1925 yılında Hitler'in hapishane yıllarında yazdığı kitabı "Mein Kampf" (Kavgam) basıldı.Kitap Hitler'in milliyetçi,anti-komünist ve de anti-semitik (yahudi karşıtı) düşüncelerini yansıtıyordu.Zamanla bu kitap Nasyonal Sosyalizmin temel doktrin kitabı olarak anılacak ve Almanya'da en çok alınan hediyeler arasında en popüleri olacaktı.(Öyleki düğünlerde bile evlenen çiftlere hediye ediliyordu.) Hitler hapisten çıktıktan sonra NSDAP'ı tekrar organize ederek seçimlere hazırlamaya , politik olarak başa gelme politikasını uygulamaya başladı. Aynı yıl Almanya'nın askeri kahramanı Paul Von Hindenburg Cumhurbaşkanı oluyor ve ülke duruluyordu.
Hitler politik manevralarla giderek sivrildi ve öne çıkmaya başladı.Partinin popülaritesi artmış 1925'de 27.000 olan üye sayısı 1929'da 108.000'e ulaşmıştı.Bu zamanlarda ortaya çıkan iki siyasi ve de askeri gruptan bahsetmektede yarar var.Bunlardan ilki ve güçlüsü "SA" idi.(SA Sturmableitung) 1920'de kurulmuş 1921'de yarı askeri bir nitelik kazanmıştı.Bu grup "Kahverengi Gömlekliler" olarak biliniyordu ve başında Ernst Röhm vardı.SA NSDAP'ın resmi propaganda kolu olsada sık sık şiddet olaylarına karışıyor ve kahverengi gömlekli ayyaşlar şehirlerde kafalarına göre davranıp halka eziyet çektiriyorlardı.SS ise (Schutzstaffel) Hitler'i korumak üzere kurulmuş elit bir birlikti. 200 kişiyle kurulan bu birliğin başında ise Nazi Almanyası'na ismini kazıyacak olan Heinrich Himmler vardı. Bu grup SA'ya kıyasla siyah gömlek giyiyor ve elit askerleden oluşuyordu.
10-18 yaşındaki Alman çocuklarına hitap eden kurum ise "HitlerJugend" yani Hitler Gençliği idi.HitlerJugend'e katılanların hepsi sıkı birer Nasyonal Sosyalist olarak yetiştiriliyor ve Yahudi düşmanlığı konusunda beyinleri yıkanıyordu.Katılanların hepsinden sosyal hayatlarında çok dikkatli olmaları ve Nazi karşıtlarını ispiyon etmeleri istendi.Bu öylesine vahim sonuçlar verdi ki aralarından anne-babalarını ihbar edenler çıkıyordu.Böylece 2.Dünya Savaşı'nda birçok Avrupa'lı Yahudinin öldürülmesine katılacak aktif Nazi'ler yetiştirildi.Naziler bayan sempatizanlar da yetiştirmek istediler ve Nasyonal Sosyalist Bayanlara yönelik dernekler de kurdular.
Buna rağmen 1925-1927 arası halkın orta ve düşük tabakalarına ulaşmakta güçlük çeken NSDAP 1928 seçimlerinde aradığını bulamadı ve oy oranı %2,6'da kaldı.Strateji değiştiren Hitler kırsal kesimlere yöneldi.Yahudi düşmanlığını körüklüyor ve Yahudi tarım alanlarının istimlak edilmesi grektiğini savunuyordu.Bir diğer düşüncesi ise Yahudi dükkanlarından alişveriş edilmemesi ile ilgilidir ki, ilerde bunu hayata geçirecekti.Antisemitizm politikası kısa zamanda alt tabakanın işsiz ve genç kesimine adapte edilerek bu kısımdan büyük taraftar desteği sağlandı.
1929
1929 Ekiminde New York borsasının çökmesiyle dünyada "büyük bunalım" dönemi başladı.(Great Depression) Kısa zamanda mali bunalım Avrupa'yı da vurdu.ABD Avrupa'da yaptığı yatırımları ve devletlere yaptığı mali yardımları durdurdu.Almanya ABD'nin kendisine verdiği krediyi kesmesiyle bunalımdan en çok darbe yiyen ülke oldu.Alman endüstrisi henüz yeni yeni canlanmaya başlamıştı ama tekrar küçüldü. Satınalma gücü düştü bunu fiyatlarında düşmesi ve işsizlik izledi. Özellikle işsizlik alanında patlama oldu.(3.000.000'dan 6.000.000'a)
Bu acil durum üzerine Cumhurbaşkanı Hindenburg anayasal sistemde değişiklik yaptı.Yeni sistemde başbakanın yetkileri demokratik ilkelere ters olsa da oldukça arttırılmıştır.Yeni hükümet Şansölye (Chancellor) ve bakanlardan oluşuyordu. Ayrıca yeni sitemde hükümet acil nitelikli kanunları Reichstag (Meclis)'in onayı olmaksızın yürürlüğe koyabiliyordu. Böylece Weimar Anayasası gittikçe dejenere olmaya başladı.
İlk Şansölye olarak görev Heinrich Brüning'e verildi.Fakat Brüning hükümeti oluşturamadı ve Eylül 1930'da seçimlere gidildi.Yıllardır sürdürülen mücadele ve propaganda ilk meyvelerini vermeye başlamıştı.Naziler oyların %18.3'ünü alarak ikinci en büyük parti durumuna geldiler.
1932
1932 ilkbaharında Cumhurbaşkanı Hindenburg'un görev süresi doluyordu. 84 yaşındaki Birinci Dünya Savaşı kahramanı Hindenburg tekrar aday olmak için gönülsüz olsa da Hitler'in önünü kesmek için tekrar aday oldu ve kazandı.
Alman hükümeti bu tarihlerde çökmenin eşiğine geldi. SA kahverengi gömlekliler (sayıca 400.000'e ulaşmışlardı) sokaklarda terör saçıyor , ekonomik krize çare bulunamıyordu. 1932 Temmuz seçimlerinde Nazi Partisi %37 ile zirveye oturdu. Altı ay boyunca Hitler ve yandaşları geniş çaplı ve agresif bir propaganda yapmışlar ve bunun sonucunu almışlardı. Bu sonuçta NSDAP'ı küçümseyen ve Hitler'in politika kabiliyetini tahmin edemeyen diğer politikacılarında etkisi büyüktü.
Cevapla
08-11-10, Saat:12:31:39 PM, (Son Düzenleme: 08-11-10, Saat:12:36:05 PM, Düzenleyen: metinfe.)
#4
RE: Nasyonal Sosyalizm
Bu foruma "antisemitist" olduğu kanaatiyle değil, fakat "antisemitik" olduğu kanaatıyla katılmaya başladım. Daha doğrusu, burada önemli olan bunun adının ne olduğu değil, Sn. Prof. Yalçın Küçük´ün "yahudi gerçeği" hakkındaki araştırma ve dökümünün bizat kendisidir.

Neyse ki, Sn. Küçük´ün "sol´un yahudinin ekmek yağlayıcısı" durumunu da yer yer itiraf edebilmesiyle kendimi teselli ediyorum.

Şimdi, sol´un "Hitler/Hitler Almanyası" hakkındaki yahudi propagandasının sözcülüğü -hele ki, şu yerel 3. dünya/yahudi çiftliğinin şartları bakımından- elbette artık elin teriyle masadan aşağı atılabilir (atılmalıdır).

"Hitler Almanyası" hakkındaki kanaatlerimin kısa bir dökümü öncesinde yukarıda da yerverilmiş bulunan -uyanış öncesi sol´un tabiriyle- "faşizmin" tarifleri ilginç bir kıyaslamayı mümkün kılıyor. Bu tariflerden yola koyulan sol, elbette şu şu 3. dünya ülkesinde olup bitene de faşizm demekte. Ne de olsa tarif maddeleri birebir uyuyor. Halbuki bu diyarın ülkesi, kendini, zır cahil/zır köylü/zır yatak odası sürüsü (ki, bendeniz buna "aile/yatak odası materyalizmi" diyorum) karşısında ta o "sistematik isimleme"ye varıncaya kadar kamufle etmeyi başarmış yahudinin dünya üzerinde bir eşi daha olmayan bir yerel çiftliği...

Şu halde sol buna ne diyebilir? "Yahudi faşizmi" mi? Bu, sol´un yahudinin ekmek yağlamacılığına/ sözcülüğüne ne derece uygun düşer?

Alın işte, baştan itibaren zaten yahudinin işi olan ideolojik sol´un faşizm hakkındaki madde döktürmeleri birebir tutuyor:

- Sermayenin hakimiyeti (Fakat sol, onun "yahudi sermayesi" olduğunu asla ifade etmez. Bundan itinayla kaçınır).

- Ordunun hakimiyeti, kut-sal-laştırılması (Bunun çiftliğindeki yahudi eli/aliya/kemal babaların tam bir şişirmesi olduğunu bu sol nereye kadar görmezden gelebilir?)

- Orta sınıfın bitmişliği (Elbette bitmiştir. Çünkü yukarıda yahudi oligarşisinin ağaları, aşağıda ise onların ayaklarının suyunu içmeye -bir torba kömür veya şimdilerde er/at maaşı için- razı bir yatak odası sürüsü bulunuyor. Ki, yahudi, bu "insan düşmanı" sosyo/dişil hayat farelerine baştan itibaren "prolaterler" demiştir. Bu 3. dünya dünya çiftliğinde "prolaterlerin hakimiyeti" ironisi, "milletin efendisi köylü" dalgasında karşılığını bulur)

vs vs.

İşte bu faşizm kimin faşizmidir? Sol, uyanış öncesi yahudi ağızlarını terketmeli, bunun cevabını esas almalıdır.

.....................

Hitler bahsine gelinir ise, bu iş ancak felsefî döküm ile anlamını bulur. Bunun haricinde Hitler Almanyası´na bakmaya çabalayan biri, -1945´den bugüne bilhassa bu gibi doğu/3. dünya çiftliklerinde etkili olmuş olan- yahudi propagandasının sosyo/sol´ist nakaratlarını bir kenara atabilmiş olsa dahi, varolan yapılardaki klanik güdüklüklerden elbette sarsılacaktır. Meselâ, o derece sistematize olabilmiş olmasına rağmen "SS Teşkilâtı" aslında bir ahbap çavuş koğuşu gibidir. SS şeflerinin birer çete reisi formasyonunda olduklarını kim inkâr edebilir? Fakat derinlik, meselâ, istihbarat şefinin Macaristan´da suikaste uğraması gibi olaylardadır...

"Yahudi yağdanlığı sol´ist propaganda"da tipik karikatürizm eşliğinde Göring´den girilir, Gobels´den çıkılır. Fakat şu esaret çiftliğinin korkunç enformasyon engizisyonlarına rağmen, yahudiye bayağı ters tepmiş bulunan "internetin -pirate- enformatik gücü" sayesinde, Hitler Almanyası hakkında bilhassa militer mahiyetli binlerce kaynağa ulaşabilme imkanı doğdu. Bu internatif döküm dahi, bu işin, yahudinin şu çiftliğine sol´ist ağızlardan döktürdüğü propagandada asla karşılık bulamayacak kadar "yukarıda/yüksek" olduğunu tek başına anlatmaktadır.

Meselâ, "yahudi sol´ist ağzı"nda Goring´in şişmanlık karikatürlerine irca edilmeye çalışılan "Alman Hava Kuvvetleri"ni ele alalım. Ortada koskoca bir "havacılık kültürü" olduğunu gözardı etmek, ancak, yahudinin 3. dünya çiftliklerine salıverdiği yatakodacı/sosyalist/sürü afyonları altında uyurgezer kalmış salaklara yaraşır. Halbuki, bu çiftlikte, yahudinin boyunduruğu altında "sırf üniformatif maaşlarını idame ettirmek amacıyla" ABD Vietnam hurdalarına benzin doldurup uçurtturmak uyanıklığına asla "havacılık" denemeyeceğini teşhis ve teslim etmeye hiç kimse yanaşmamıştır. Aksine, bu tipik kutsî "maaş tezgâhı", nice içi boş kahramanlıklara şişirilmiştir. Halbuki bu maaş babası kahramanların yahudinin "red flag"larındaki memur zanaatlerinden başka marifeti bulunmamakta.

Bendenizin tabiriyle, yahudinin bu 3. dünya çiftliğinde bir akıl inşa edebilmiş ve de tek başına bir insan olarak inşa etmeyi başardığı bu aklını hâlâ kaçırmamış biri, bu tipik yahudi çakallıklarını elbette "yemez"...

Aksine, bu insan, Hitler Almanyası Hava Kuvvetinde esas olanın Goring´in şişmanlıkları değil, başlı başına bir üretim/yükseliş olduğunu bilir. Hatta, sadece, Alman Hava Kuvvetlerinde "uçak gövde boyama sanatı" ele alınsa dahi, bunun, ABD hurdalarının kuyruklarına bayrak basıp, sonra da buna "ulu-sal-cılık/milliyetçilik" demek uyanıklığından fersah fersah yukarıda olduğu anlaşılır.

Evet, Hitler, çok tipik hatalardan biri olan, "etrafını çevreleyen devlet sürüsüne bel bağlamak" hatasından kurtulamadı. Yıllarca kafa yormuş oluşum ardından şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Hitler, Himmler gibilerine bel bağlamak yerine "Albert Speer" veya "Udet" gibi sadece üç-beş insan daha bulabilmiş olsaydı, bugün şu Anadolu, böyle bir yerel yahudi oligarşisinin çiftliği olarak kalmayacaktı...

Hitler, elbette, "dünya ile savaş"ın hatasızlık üzerine kurulu olduğunu anlayamayacak kadar salak değildi. Fakat, realitenin insan´ı safdışı bırakmada özel ve fakat tipik denebilecek düzeyde de iyi bilinen tarzları vardır. Bunlar bu gezegende "insan´ın strateji tecrübeleri"dirler.

Bugün hem Almanlar, hem de şu diyarın marabaları yahudi tarafından kullanılmaktalar. Yine de bugünün Almanyası´nda da, şu ezelî yahudi çiftliğinde de, "anlamak isteyen" herhangi bir insan, o günlerin "Alman Milliyetçiliği"nin bir "yahudi yalanı" olmadığını rahatlıkla anlayabilir. Almanlar, şimdilerde otomobil fabrikası sermayedarı yahudi patronlarına her yıl milyarlarca Euro kazandırmakta olmalarına rağmen, enazından bu bakımdan müsterih olmalılar (!) Çünkü onlar -muhtemelen- esaretlerinin farkındalar...

Bu bakımdan, şu yerel yahudi çiftliğinde, Hitler ve onun harekâtını tartmaya kalkanların, hiç olmazsa, yahudinin kendilerine biçtiği ve hiçbir aslı astarı olmayan "...... ulusçuluğu/ ........... milliyetçiliği" gibi yahudi yalanlarının hayat kabinlerinden ve matrixvarî hortumlarından (!) kurtulabilmiş olmaları gerekir. Çünkü bilim bunu gerektirir: Yahudi ve onun çok iyi istifade ettiği "hayat belâ"sının zincir ve afyonları altından bilim olamaz...

Yahudinin, hayatın "insan düşmanı" sosyo/dişil/materyalist/devletçi adîliklerinden nasıl da ustaca istifade edebildiği bahsinde Almanların Hitler döneminde asıl zaferleri dikkate alınmalı: "Hayat ile savaş".

Asıl savaş budur.

Çünkü "hayatın insan düşmanı sosyo dişil devletçi/aileci geri zekâlılıkları", yahudinin yerel hayat sürülerini kolayca ve hem de -şu çiftlik misal olmak üzere- çok ucuza satın alabilmesini mümkün kılıyor. "Hitler Dönemi Almanyası"nı yahudi sol´ist ağızdan -üstelik de hep aynı sosyo/sürü-sel/öz-sel kulaktan kulağa mekanziması üzerinden- kolayca tartabileceklerini sananlardaki asıl zaafiyet, elbette, işte bu "felsefe/platonizm/idealizm mahrumiyeti"dir. Yani onlar, "dünya ile savaş"ın aslını "hayat ile savaş"ın teşkil ettiğini anlayabilmek insanlığına ulaşamamışlardır. Bu ise, yahudi için daima biçilmiş kaftandır...
Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Yukarı Git