Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
KÜRESEL ISINMA YALANI
Yazar Konu
#1
KÜRESEL FELAKETÇİLERİN YALANI

Son yıllarda gündemin modası haline gelen küresel ısınma, kuraklık ve kıyamet senaryoları gibi meselelerin aslı tam olarak anlatıldığı gibi değil. Yüzyılın büyük planlarından birisinin kod adı : " İZRYEHOSA=2014 "( İsrailoğulları Yahova Beklenen Kralı. Krallığın beklenen tarihide 2014) olan büyük senaryonun bir parçasıdır. Hareket planı tüm dünya insanlarının zihninde kuraklığa bağlı küresel bir felaketin senaryosunu yerleştirmektir. Korku psikolojisi ile bu operasyona beş yüz milyar dolar kadar (bilinen) finans sağlanmıştır. Dünya çapında kampanyalar düzenlenerek, yazılı ve görsel medya kullanılarak insanlığa bu bilinç aşılanmaktadır.

Dev kampanyalar (özellikle ikinci, üçüncü dünya ülkeleri ve tabi ülkemizde) düzenlenip küresel felaket haberleri günlerce medya yolu ile halka sunulmuştur. Bu kampanyalar için çeşitli kaynaklar bazı medya ve tv kuruluşlarına destek vermiştir. Bu konuda bazı kurumlar aracı olmuştur. Görünüşte her şey legaldir.

Bu işlerin dünya çapındaki oyuncuları, bilim adamları, gazeteciler, kurum ve kuruluşlar sempozyumlar ve etkinlikler düzenleyerek destek olmuşlardır. Gerçek amaç Büyük Ortadoğu Projesinin temel sebebi olan Büyük İsrail Projesi ile bizzat alakalıdır. Bu korku havası ile İsrail, emelini gerçekleştirmek istediği topraklardaki insanları kendi istekleriyle ya da metazori olarak göç ettirmek istemektedir. Değerli madenler ve su yatakları bu projenin bir parçasıdır. Yanlış politikalar yüzünden yurdumuzda da tarım toprakları, su yatakları ve göller hızla kurutulmaktadır. Dikkatinizi çekerim kurumamakta; KURUTULMAKTADIR.

Birçok resmi belgede şu ibareler yer almaktadır: "Kuruyan göllerin sularının çekilme nedeni yanlış tarım ve sulama politikalarıdır." Yağmurun yağmaması ve kuraklık belli aralıklarla belli senelerde görülmektedir. Ana sebep bu değildir. Bu tetikleyici bir sebeptir sadece. Mesela yağan yağmuru tutacak yeterli baraj yapılmamaktadır. Daha birçok örnek verilebilir. Bizim anlatmak istediğimiz küresel felaket senaryosunun aslında bir İsrail projesi olmasıdır. Tohumlarımızın nesli bilinçli şekilde tüketilmiştir.

Genetik tarım adı altında İsrail`den tohum alınmaktadır. Genleri ile oynanmış bu tohumların Türk insanının genetik yapısına uygun hastalık hormonları taşıdığı ehlince araştırılsa ortaya çıkacaktır. Karakıta Afrika`daki 12 ülkede, elmas madenleri yüzünden aynı şer güçler AİDS mikrobunu yaymışlardır. Ve tıpkı küresel felaket senaryo yalanı gibi AİDS hastalığı da büyük kampanyalar sonucu insanlığın zihnine enjekte edilmiştir.

Her ülkenin kültür ve inanç yapısına göre AİDS hastalığının bir homoseksüel hastalık olduğu beyinlere kazınmıştır. Oysa istatistikler bunu yalanlamaktadır. Çıktığı günden bugüne kadar AİDS`ten ölen insanların % 82,7`si kadındır. Araştırmak isteyenler intenette AİDS ile alakalı istatistiklere girebilir. Çarpıcı bir başka durum ise bu hastalığın Afrika`nın sadece 12 ülkesinde 35 milyon kişiyi öldürmesidir. 12 ülkenin özelliği bu ülkelerin hepsinde değerli elmas madenlerinin bulunmasıdır. Madenleri işletenlerin %100`ü Yahudiler ve batılı beyazlardır. Bir başka çarpıcı gerçekte 12 ülkede 35 milyon insanı öldüren AİDS mikrobu sadece siyahları öldürmektedir ve bu ülkelerdeki beyaz efendilere bu hastalık bulaşmamaktadır. Nedeni AİDS mikrobunun sadece siyahları öldürecek şekilde genlerine uygun olarak üretilmesidir. (Tohumlara dikkat) Bunları da istatistiklerde bulabilirsiniz. Peki ne olmuştur?

Bu AİDS hastalığı dünyaya lanse edildikten sonra Afrika`daki zenciler iğfal edilmiş, aç bırakılmış ve milyonlarca insan soykırıma uğramıştır. Çıkartılmak istenen sonuç: "Bütün bunların sorumlusu AİDS hastalarıdır(!)"

Çünkü o topraklar siyonizmin ve batılı güçlerin rüyalarını ve kurdukları haremlerdeki kadınların boyunlarını süslemektedir. Gelelim küresel felaket çığırtkanlıklarına. Burada yapılmak istenen yukarıdakilerle aşağı yukarı aynıdır: İnsanlar göç ettirilecek ve bu insanlar kuraklığa bağlı kolera, tifo veya adı sanı duyulmamış hastalıklar yayılarak telef edilecek(!) ve bu topraklar boşaltılıp İsraillilerin yerleşmesine zemin hazırlanacak. Dilerseniz bir beyin fırtınası yapalım: Topraklarımızda bu tip olaylar olsa, devletten de kanun çıksa ve buralar terk edilecek dense ne olur? Ankara`da suların kesilmesinde kuraklığa bağlı yağmurun yağmayışı sebep gösterilerek medyaya bir sürü bilgi yansıdı. Ankara belediye başkanı Ankaralı hemşerilerine Ankara dışına tatile çıkmalarını önerdi. Bu tamamen iyi niyetli bir öneri olmasına rağmen demek ki zaruri hallerde böyle öneriler resmi olmasada şifahen mümkün olabiliyor. Bu örneği vermemizin sebebi Allah korusun çok ciddi bir kuraklıkta devletin politikasının ne olacağı hakkındaki merakımızdır.

Küresel felakete ve kıyamete dini açıdan bir bakış

Hiçbir insanın ya da toplumun gücü kıyameti koparmaya yetmez, kıyametin sahibi Allah`tır. Rahman suresinde insan, yaratılışın dengesini bozmaması yönünde uyarılır. Bazı ayetler insanın bozduğu denge yüzünden cezasını çekeceğini söyler ama insanoğlu kıyameti asla koparamaz.

Tabiri caizse Allah dünyayı bir ev gibi yaratmış, evi yerli yerince dayamış döşemiş ve anahtarlarını insana vermiştir. Bu insan evin içindeki her şeyi bozabilir, iradesiyle evi çöp eve çevirebilir lakin evi yıkamaz buna gücü yoktur. Çünkü evin yani mülkün sahibi Allah`tır. Bir örnek daha: "Kıyametin vaktini yalnızca Allah bilir." (Lokman süresi 30. ayet ) Bu ayete göre beşer kıyameti yapma gücüne sahipse yapacağı vaktide biliyor demektir ki bu yüce İslam inancına, yüce kitabımız Kuran`a terstir. İstedikleri kadar nükleer bomba patlatsınlar, istedikleri kadar daha bilmediğimiz operasyonlar yapsınlar İsrafil Aleyhisselam sûra Bush`un, İsrail`in veya bir başka şer gücün bombasının sesiyle üfleyecek değildir.

O yüce Allah`tan aldığı emir ile sûra üfler. Anlatmak istediğimiz dünya küresel şeytanların üflemelerine gelmeyecektir. Küresel felaketin bu anlattığım çerçevede tekrar düşünülüp araştırılmasını istirham ediyorum.

"İZRYEHOSA=2014" kodu ile kodlanan, İsrail`in Yahovasının beklenen krallığını daha çok bekletelim. Türkiye bu tür anlaşmalara imza atmaz. Sevgilerimle

Oktan Keleş
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#2
Çek Lider Klaus küresel ısınmaya inanmıyor

31 Ocak 2009
A.A.
Çek lideri Vaclav Klaus, küresel ısınmaya inanmadığını söyledi ve ısınmayla mücadele içinde olanları, hürriyetleri tehdit etmekle suçladı.

Davos'ta gazetecilerle konuşan Cumhurbaşkanı Klaus, "Küresel ısınma diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Bunu ispatlayan istatistikleri göremiyorum" dedi.

Küresel ısınma konusunda, dönem başkanlığını yaptığı AB'yle taban tabana zıt görüşler ileri süren Klaus, "eski Amerikan başkan yardımcısı Al Gore gibi küresel ısınmayla mücadele eden bazı isimlerin, ısınma konusundaki muhalif görüşlere kulak asmadıklarını görmekten üzüntü duyduğunu" belirtti.

Çek lideri, "İklim konusundaki militanca tavırlar ve ortalığı velveleye vermeler hürriyetimiz açısından tehdit. Al Gore bu alanda önde gelen isimlerden..." ifadesini kullandı.

Klaus, uluslararası mali krize de değinirken, ekonomik düzenleme ve reform yapılmasına karşı olduğunu söyledi. Çek cumhurbaşkanı, "Ben reformlardan, krizden daha fazla korkarım" diye konuştu.
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#3
Dünya'da var olan bir gerçek vardır ki o da yeryüzünün çok hızlı bir şekilde yok oluşa doğru ilerlemesidir. Bunun şimdiki adı küresel ısınmadır. Gelişmiş ülkelerin bizden yapılmasını istediği şeyler aslında bize sattıkları dünyayı çok kirleten araçları kullanmamamızdır. Burada şöyle bir ikilem var: Kurulan çevresel baskı, sivil toplum örgütleri tarafından yapılmakta ancak bunların da kendi hükümetleriyle ticari ilişkileri buzdağının dibinde devam etmektedir. Bu bakımdan bu örgütlerin 3.dünya ülkelerini uyarmaları düşündürücüdür. Gelişmiş ülkelerdeki büyük afetler yok oluşun göstergesidir. Çok az sayıda insan kalacağı gerçektir bu durumda. Ortaya çıkan sorun şudur: Gerçekten bir çevreci örgüt kurulabilir mi? Çekler bunu dile getirirken pekii üçüncü dünya ülkelerinin şimdiye değin başına geldiği kötü durumlara karşı onları savunmuşlar mıdır? Hayır tabii ki? Hiç olan "para"yı Tanrı yerine koyduklarından ona inandıklarından doğrusunu isterseniz söylemlerine inanmıyorum. Sosyalist fikirlerden çabuk ödün veren devletten bahsediyorsanız eğer...
Ara
Cevapla
#4
Bu basliga konu olan yazinin sahibi Oktan Keles'i forum üyeleri biraz daha tanisinlar istedim Sayin Kutadgubilik, cok degerli uzmanin özellikleri saymakla bitmiyor cünkü, asagidaki alinti ayrica Aksiyon dergisindendir önemle arz ederim.
---------------------------------------------------------------------


Hızır’la görüşenler

İstanbul’un hamisi Hızır Aleyhisselam’dan ders alanlar, onun hikmet denizine dalanlar hayatı, sanatı, şehri gerçek haliyle anlamaya başlıyor.

5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece Türkiye’nin dört bir yanında, Balkanlarda ve Türkî cumhuriyetlerde Hıdrellez ateşleri yakıldı, nahıllara dilekler takıldı, gül diplerine yüzükler gömüldü, aşırı tuzlu kurabiyeler yiyen genç kız ve erkekler kısmetlerini rüyada görmek ümidiyle koydular başlarını yastıklarına. Çiftçiler Hızır Aleyhisselam’ın bağ ve bahçelerini ziyaret edip yeşertmesini, ev hanımları mutfakları bereketlendirmesini, genç kızlar kısmetlerini açmasını bekledi. Türk ve Roman kültüründe Hızır ile İlyas Aleyhisselam’ın buluştukları gün olarak bilinen Hıdrellez, İslam öncesi dinlere ait bir gelenek olmakla birlikte bugün sadece İslam topraklarında kutlanıyor. 6 Mayıs günü karaların koruyucusu Hızır Aleyhisselam ile denizlerin koruyucusu İlyas Aleyhisselam’ın buluştuklarına inanıldığından kutlamalar genellikle su kenarlarında gerçekleştiriliyor. Dinimizde Hızır ile İlyas’ın buluştukları yönünde bir inanışa yer olmamakla birlikte Hızır’la buluşan, ondan ders alan insanların bulunduğu yönünde kuvvetli bir inanç var. Hızır’la görüşenlerin en meşhuru da Hz. Musa.

PEYGAMBERE ÖĞRETMENLİK YAPAN BİLGE

“Hani Musa genç yardımcısına demişti: ‘İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.’ Böylece ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; balık denizde bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu.” Kehf Suresi’nde, anlatımına bu şekilde başlanılan yolculuğun, Hz. Musa’nın kendisinden hikmet öğreneceği Hızır Aleyhisselam ile buluşmasıyla neticelendiği bilinir. Bilinmeyen, buluşma mekânı olarak zikredilen ‘iki denizin birleştiği yerin’ İstanbul’daki Kız Kulesi olma ihtimalidir. En azından Hızır’la görüştüğü iddiasında bulunan Oktan Keleş böyle inanıyor. Keleş, 1999 yılında başlayıp 2005 yılına kadar devam eden ‘görüşmelerini’ Kırk Kandil Yayınları’ndan çıkan ‘Bir Meczubun Rüyası’ adlı kitabında anlatmış. Kitapta İlhami Abi adıyla sunulan Hızır Aleyhisselam, gündelik hayatın akışını sorgulayan Âdem adlı gence (Oktan Keleş), ledün ilminden sırlar vermekle kalmıyor, cephesi her yer olan bir savaştan ve bu savaşta yüklendiği rolden de bahsediyor.

Oktan Keleş kitabında, görüştüğü İlhami Abi’nin Hızır Aleyhisselam olduğunu veya ondan sırlı bilgiler aldığını iddia etmiyor. Ancak Aksiyon’a verdiği demecinde kendisinin tıpkı Ladikli Ahmet Ağa gibi Hızır’la yaptığı görüşmeler hakkında ‘konuşma izni verilenlerden’ olduğunu ifade ediyor. Yine Kırk Kandil Yayınları’ndan çıkan Mustafa Özdamar imzalı ‘Ladikli Ahmet Ağa’ isimli kitapta, bu kez Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış, Gazze cephesinde ölüme terkedilmişken Hızır Aleyhisselam tarafından kurtarılıp kendisine ‘hikmet öğretilmiş’ Ahmet Ağa’nın keramet ve ibret dolu hikayesi anlatılıyor. Hızır’la görüşenlerin çok olduğunu, hatta pek çok insanın bunun hiçbir zaman farkına varmadığını söyleyen Oktan Keleş, bunlardan çok az bir kısmına bu konuda konuşma izninin verildiğini hatırlatıyor. Keleş, Hızır’la görüşmenin bir üstünlük veya ayrıcalık değil, bir lütuf olarak görülmesi gerektiği uyarısında da bulunuyor.

Yine de büyük peygamberlerden birine öğretmenlik yapmış bir zatla görüşmek, ondan ders almak, onun izni ve emriyle insanlara mesajlar ulaştırmak hafife alınacak iş değil. Hızır’la görüşmenin, onunla yolculuk yapmanın hiç de kolay olmadığını bizzat Hz. Musa’nın Kehf Suresi’nde anlatılan kıssası gösteriyor. İki suyun buluştuğu yerden geri dönüp, Hızır Aleyhisselam’la buluşan Hz. Musa, Kur’an’ın adını bildirmediği bu bilge kişiye öğrenci olmak ister. Bu bilge kişi, iç yüzüne vâkıf olamayacağı olaylar sebebiyle bu beraberliğe sabredemeyeceğini söylese de, Hz. Musa’nın ısrarı üzerine talebi kabul eder. Yolculuk sırasında bu zat önce bindikleri gemiyi deler, sonrasında bir çocuğu öldürür ve nihayet şehir halkı kendilerini misafir etmediği halde orada yıkılmak üzere olan bir duvarı düzeltir. Hz. Musa her bir olay karşısında şaşkınlık içinde kalır ve sebebini sorgular. Bilge kişi de Hz. Musa’nın sabırsızlığı nedeniyle yolculuğu sona erdirir ve yaptığı işlerin hikmetlerini birer birer anlatır. İslam âlimleri gerek bu bilge kişinin, gerekse asırlar sonra Hz. Süleyman’ın talep ettiği Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayana kadar getiren zatın Hızır (as) olduğu kanaatindedirler.

Oktan Keleş sadece Hızır’ın görüştüğü kişiler hakkında yanlış kanaatler olmadığını, Hızır’ın da aksakallı bir pir-i fâni olması gerektiği yönünde saplantıların olduğunu söylüyor. “Öyle yırtık pırtık elbiseli bir dilenci görmeyi bekler insanlar. Pekala gayet modern elbiseli biri olarak da görünebilir Hızır Aleyhisselam.” diyen Keleş’e göre Hızır’la görüşmeler bizzat yaşadığımız hayat tabakasında gerçekleşiyor. Bu meselenin sadece inançsız insanlar tarafından değil, İslam âlimlerince de ihmal edilmiş olduğundan yakınan Keleş, tayy-ı mekan gibi meselelerin akla hiç de uzak olmadığını, bazı dünya devletlerinin bizim gizli ilimler dediğimiz bu konuları açıktan araştırdıklarını söylüyor.

Aynı konulara değinen Ladikli Ahmet Ağa’nın anlattığına bakılırsa kendisi de Hızır’la görüşmüş ve Hızıriyet makamına çıkmış olan Bediüzzaman Said Nursi de Hızır’dan (as) bahsederken, “Hızır (as) hayattadır, ancak onun hayatı ikinci derece hayat olduğundan birçok âlimler hayatta olmadığını düşünmektedirler.” şeklinde not düşmüştür. Hızır’ın (as) bu farklı tabiatı nedeniyle halk arasında ‘ihtiyacı olanın yardımına koşan’ şeklinde bir sıfatı vardır. Bu yüzden halk arasında “Hızır (as) imdadımıza yetişti.” tarzında söylentiler yayılmıştır. Yine bu söylem çerçevesinde Hızıriyet makamı dediğimiz Hızır makamına çıkıp da Hızır’dan ders alan velilerin olduğu, bunların Hızır gibi darda kalanların imdadına koştuğu, bu yüzden de onların da Hızır’ın kendisi sanıldığı bilinir.

Böyle bir Hızır yardımına muhatap olanlardan biri de Melek Nine (Adını vermek istemediği için bu adı kullanıyoruz.) Melek Nine on yıl kadar önce İstanbul yollarından birinde karşıdan karşıya geçerken orta yaşlı birisi yanına gelip ona yardım etmiş ve elindeki eşyaları yolun karşı tarafına geçirmiş. Bundan çok memnun olan Nine; “Hızır gibi yetiştin oğlum. Allah razı olsun.” demiş. Orta yaşlı adam, “Hızır’ı görmek istiyorsan yarın Eyüp Sultan Camii’ne git. Orada aksakallı, sen yaşlarında birisi seni bekleyecek.” demiş. Melek Nine hikayenin gerisini şöyle anlatıyor: “Bana çok tuhaf geldi. Zaten unuttum. Aradan üç gün geçti, aklıma geldi. Biraz da merakımı gidermek için Eyüp Sultan Camii’ne gittim. Camide cenaze vardı, çok kalabalıktı. Orada Hızır aranır mı? Sonra birden avlunun ortasında sakallı birisinin bana baktığını gördüm. Yanına yaklaşıp, ‘Sen Hızır mısın?’ dedim. ‘Üç gündür seni bekleyen benim.’ cevabını verdi. Sonra donup kalmışım, kalabalıkta kayboldu aksakallı.” Melek Nine’nin Hızır ile görüşmeleri bundan sonra devam etmiş. Anlattığına göre Hızır ona sadece İstanbul surlarının içinde görülüyormuş. Melek Nine Hızır’dan bahsederken bir mahalleliden bahseder kolaylığında konuşuyor: “Her zaman değişik şekilde görüyorum. Allah razı olsun bana çok yardımcı oluyor. Konuşuyoruz, bana yol gösteriyor. En daraldığım anlarda karşıma çıkıyor.”

BU KEZ YARDIM DEĞİL MÜCADELE İÇİN GÖRÜŞÜYOR

Hızır’ın insanlarla görüşmesinin temelde ‘zamana atılmış bir neşter’ olduğunu söyleyen Oktan Keleş, bu görüşmelerin bazen yardım, bazen de mücadele ve mücahede için olduğunu söylüyor. “Zülkarneyn, Yecüc Mecüc duvarını onararak zamanın yönünü nasıl değiştirmişse, Hızır’ın da yaptığı müdahalelerle tarihin yönünü değiştirmesi söz konusu. Çanakkale’de o vardı, Kıbrıs’ta, Kore’de vardı. Melekler gibi, Rical-i Gayb dediğimiz insanlar da cephede yer almışlardı. Bunları çok gören, onlardan ders alanlar olmuştur.” şeklinde konuşan Keleş’i onlarca hatıra doğruluyor.

Oktan Keleş’e göre Hızır’ın kendisiyle görüşmesi de Kıbrıs gibi, Kore gibi tarihin seyrini değiştirmeye yönelik müdahalenin küçük bir parçası. Hızır’ın kendisi vasıtasıyla bazı plan ve projeleri dünyaya duyurarak akim bırakmaya çalıştığını söyleyen Keleş, Hızır’la görüşmeden önceki halini kitabında ‘akışın bir parçasıydım’ diye tasvir ediyor. Oysa şimdi perde arkasında büyük bir mücadelenin olduğunu görmüş. Tarih boyunca varlığı devam etmiş olan bir ‘şer cephesi’nin bugün korkunç bir planla İslam coğrafyası üzerindeki emellerini hayata geçirdiğini söyleyen Keleş, ‘cephesi her yer olan bir savaş’tan bahsediyor. “Bu hak-batıl savaşının devamıdır.” diyen Keleş’in verdiği bilgilere göre şer cephesinin içinde bizzat şeytandan emir alan, adeta insî şeytanlar diyeceğimiz kişiler de var, şeytanın kalplerini kötülüğe meylettirdiği ve fakat yaptıklarının şeytani ve kötü olduğunun farkında bile olmayan insanlar da.

Oktan Keleş’in cephesi her yer olan savaş dediği mücadele kültürel, sanatsal, hatta şehir planlamasına bakan boyutları olan bir savaş. “Müziği alet ettiler. Her kavmin bir notası var. Türk-Osmanlı müziği bir hüzün, bir zarafet, bir incelik müziğidir. Adeta Kur’an musikisiyle örtüşen bir müziktir. Bunun yerine neleri ikame ettikleri ortada. Dede Efendiler, Itriler milletimize cenaze marşı gibi gelmeye başladı.” şeklinde konuşuyor. Hemen Hızır’ın müzikle ne işi olur demeyin. Keleş’e göre hayatın da bir notası var ve insan bu nota ile insanlığını bilir. Şer cephesi bu notayı bozarak insana ve vicdana ait değerlerin her türlü görünümünü yok etmeye çalışıyor.

İLLUMİNATİ DEĞİL KÜLTÜR SAVAŞI

Oktan Keleş İlluminati benzeri bir ‘şeytanın işgali’ iddiasından daha öte, şeytanın varlık sebebi olan insanlığı dinden ve inançtan uzak tutma hedefiyle alakalı bir savaştan ve Hızır Aleyhisselam’ın bu savaşta oynadığı rolden bahsediyor. Şer cephesi biyonik insan üretmekten hususen Türk dilinin yozlaşmasına kadar bir dizi proje yürütüyor. Türkçe’de kutsala ait bütün kelimelerin yok edilmesi veya anlam ve his kaymalarına uğratılmasının da projelerin bir parçası olduğunu söyleyen Keleş’e göre şer cephesi İslam coğrafyasının kaderinin Türk hâkimiyetinde olduğunu biliyor. Bu sebeple de Türk milletinin İslam’la bütün bağlarının koparılması herhangi başka bir milletin yozlaştırılmasından daha önemli.

Keleş, “Vakıf mallarını, mezar taşlarını yok etmeye çalışıyorlar. Temelde İstanbul’un silueti değiştirilmeye çalışılıyor. İnsanların zihninde minarelerin göğü deldiği bir İstanbul şekli vardır. Şimdi bunun yerini gökdelenlerin aldığı bir şekil oluşturuluyor. Galataport da böyle bir projeydi.” şeklinde konuşurken bir uyarıyı sıklıkla yapıyor. Bu projelerde yer alan herkes direkt şeytanın emrindedir diye bir şey yok. Bazılarını para, bazılarını piyasanın şartları, bazılarını rekabet sürüklüyor. Ama bunların hepsinin arkasında şeytani bir plan var.

İstanbul’un siluetinin değiştirilmesi ile Kabe’nin yıkılması arasında fazla bir fark görmüyor Keleş. Çünkü Mekke İslam’ın zahiri merkezi ise İstanbul da batıni merkezidir. Tarih boyunca semavî dinler hep bu şehrin etrafında dolaşıp durdukları gibi, şehir üçler, yediler ve kırklar diye bilinen ricâl-i gaybın da buluşma mekanı olagelmiştir. “Ahirzaman’da İstanbul çok daha merkezi bir rol üstlenecek.” diye uyarıyor. İstanbul üzerinden bir mücadele olur da İstanbul’un hamisi, Ayasofya’nın yönünü kıbleye çevirmiş olan Hızır Aleyhisselam müdahil olmaz mı?

Oktan Keleş birincisi çok büyük bir rağbet uyandırmasa da ikinci kitabını yazmayı bitirmiş. Henüz ismini koymadığı kitapta İstanbul üzerinde oynanan oyunları daha bir netlikle ifade etmek istiyor. Kitap, “adeta Hızır’ın ofisi” dediği Kız Kulesi’nin mekanı hakkında da Hz. Hızır’dan alınmış bilgiler içerecek. “Şer cephesi’nin sizi ortadan kaldırmasından korkmuyor musunuz?” sorusuna, gülümseyerek, “Ben bir meczubum,” diye karşılık veriyor: “Birinci kitaba bu adı koydum: Bir Meczubun Rüyası. Onda bir hakikat varsa, onu hakikat erleri anlar. Bir hakikat bulamayanlar için de güzel bir meczup rüyasından ibaret kalır…”

BİR MECZUBUN RÜYASI

Kırk Kandil Yayınları’ndan çıkan kitap Oktan Keleş’in Hızır Aleyhisselam’la görüşmelerini roman tarzında anlatıyor. Altı yıl gibi bir zamana yayılan görüşmeler kitabın içinde bir güne sıkıştırılmış. İlk okunuşta bir tasavvuf sohbeti tadı veren kitap ‘Haberler’ adlı bölümde gelecekte yaşanacak bazı felaketleri bildiren bir kenahet kitabına dönüşüveriyor. Kitabın kahramanı İlhami Abi’nin talebesi Âdem’e dediği gibi, ‘Surete takılmayıp, içeri girmek lazım!’

BEŞİNCİ BOYUT

Samanyolu Televizyonu’nun sevilen dizisi Beşinci Boyut, Kıbrıs Harekâtı sırasında şehit düşerek başka bir hayat boyutuna geçen ve Hızır Aleyhisselam’la görüşerek ondan ders alan fedakâr Türk genci Salih’in hikâyesini anlatıyor. Hızıriyet makamına yükselen Salih, yardıma muhtaç insanların hayatlarına yön vermelerini sağlıyor. Yönetmenliğini Melih Sezgin’in yaptığı dizinin başrolünde Cengiz Toraman oynuyor. Dizi yaşadığımız hayatın ötesinde hayat tabakalarının var olduğu mesajını veriyor.

FARKLI KÜLTÜRLERDE HIZIR ALEYHİSSELAM

Hızır (as) ile ilgili söylemler Nusayriler başta olmak üzere, Şii, Yezidi ve Dürzi kültürlerinde de yer almaktadır. Bazı oryantalistler, Hızır kültünün farklı destan ve efsanelerden esinlenerek oluştuğunu ileri sürmektedir. Hızır kültürünün Gılgamış Destanı’ndaki Utnapiştim karakterinin veya İskender Efsanesi’nde ölümsüzlüğe ulaşan aşçısının veya Yahudi kaynaklarındaki İlya’nın İslamlaştırılmış bir hali olduğu da iddia edilmiştir. İslamiyet dışındaki kültürlerde görünen Hızır figürlerinden en ilginç olanı kuşkusuz Hıristiyanlığın Aziz George karakteridir. Aziz George, milattan sonra 3. yüzyıl sonlarında ve 4. yüzyıl başlarında yaşamış Romalı bir asker olarak bilinir. Roma imparatorluğunun Hıristiyanları kesip doğradığı bir dönemde, Hıristiyan olduğunu ilan eder ve onulmaz işkencelere maruz kalarak ölür. Aziz George’un bir canavarı öldürerek bir prensesi kurtardığı ve koca bir şehrin Hıristiyan olmasına vesile olduğu yönünde inançlar da vardır. Aziz George başta İstanbul olmak üzere pek çok şehrin ve ülkenin koruyucu azizi kabul edilmiştir. 11. yüzyılda İngiltere kralları tarafından koruyucu aziz olarak benimsenmesiyle Aziz George para, pul ve bayraklarda sembol olarak kullanılmaya başlanmıştır.

“Aziz George’un Hikayesi” adlı kitabında Anthony Cooney, Aziz George’un herhangi bir millete hasredilemeyeceğini, onun evrensel bir koruyucu ve dardan kurtarıcı olduğunu vurgular. Hıristiyan dünyasında Aziz George’la alakalı anlatılan her şey Hızır Aleyhisselam’a uyarlanabilecek şeyler değildir. Aziz George’un Haçlı ordularına rehberlik yaptığı gibi inançlar onun askerlerin koruyucusu ilan edilmesini sağlamıştır. İlginç olan Hızır Aleyhisselam’la görüşen ve Hızıriyet makamına çıkan pek çok kişinin bu görüşmeyi bir savaş sırasında yapmış olduğu gerçeğidir.
Cevapla
#5
Tamam da sen niye gocundun şimdi onu anlamadım profet efendi? yoksa sen de mi küresel felaketçilerdensin?
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#6
Küresel ısınma yoksa buzullar ha babam niye eriyor. Angelina Jolie'ye aşklarından mı?
Taşlar bağlı, köpekler serbest !
Ara
Cevapla
#7
(31-01-09, Saat:23:51:28 PM)kutadgubilig Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Tamam da sen niye gocundun şimdi onu anlamadım profet efendi? yoksa sen de mi küresel felaketçilerdensin?

Benim gocundugum bir sey yok, sadece alintilarinizin güzelligine dikkat cekiyorum, "sayin" Kutadgubilig.
Cevapla
#8
Profet hazretleri asmış olduğunuz yazının konuyla bir alakası yoktur. kasıtlı olarak konuyu sulandırarak hackerlik yapıyorsunuz!

Bu konu çok önemli bir konudur. sizin hackerliğinize kurban edilemez. konu hakkında varsa görüşleriniz yazarsınız. her konuda yaptığınız gibi böyle sulandırma işlerinden ve hackerlikten vazgeçiniz.

YÖNETİMİ BÖYLE HER KONUYU SULANDIRAN HACKERLER KONUSUNDA UYARIYORUM VE GEREKLİ İŞLEMLERİN YAPILMASINI İSTİYORUM.
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#9
Madem bu konuya bu kadar önem atfediyorsunuz, aldiginiz kaynak saglam ve bilimsel olsun, astiginiz kaynagin yazarinin ne oldugu belli, neler söyledigi ve akli dengesiyle ilgili süphelerde, ama sizin astiginiz yazida bunlarin hicbiri yok, ben biraz daha yazar hakkinda bilgi verdimki okuyanlar konuyu degerlendirirken tartip ölcsünler, bu konuda bilimsel makaleleriniz varsa buyrun asin küresel isinmanin olmadigina dair bende size karsiliginda elli tane bilimsel veriyi iceren yazi asayim buraya, astiginiz yazinin ve yazarinin elle tutulur yani lmadigi icin hem ona hemde size cevap vermeye degmez, ama "bulabilirseniz" küresel isinmanin olmadigina dair bilimsel verileri koyun buraya ondan sonra bakariz.
Yönetim konusunda ki tavriniz icin ise söyleyecek söz bulamiyorum ve sadece yasaklanma nedenizi size hatirlatmakla yetiniyorum.
Cevapla
#10
Profet doğru söylüyor. Yazının hiçbir bilimsel değeri yok.
Taşlar bağlı, köpekler serbest !
Ara
Cevapla
#11
Madem yazarın görüşlerine katılmıyorsunuz ve bilimsel bulmuyorsunuz, neden küresel ısınmanın gerçek olduğuna dair yazılar asmıyorsunuz?

Kaldıki ben yazarın başka yazılarını da astım sitede daha önce. konuyla ilgili yazı yazacağınıza kalkıp konuyla ilgisi omayan yazılar koyup konuyu sulandırmaya çalışıyorsunuz. çok bilimsel yazılarınız nerede? koyun da tartışalım o zaman. bilimsel yazılar da buluruz merak etmeyin.

Çek Cumhuriyeti başkanı da heralde bu yazarı okumadı!

Son cümlenizi de anlamış değilim! ben mi yasaklanmışım? kendinizle karıştırdınız heralde.
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!"
Dehrin cefasını çektik sefasını süreceğiz.

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#12
Küresel ısınma nedir küresel ısınmanın sebepleri nelerdir?

nsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.
Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor.küresel ısınma nedir Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.

Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.

Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.

2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.


Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?

Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.

Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.

Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.

Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.

İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.

Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.

Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı, Neler yapabiliriz ? başlıklı içeriğimizde. Ayrıca Yapmamız Gerekenler başlığına da bakabilirsiniz.
Kaynak: kuresel-isinma.org

Küresel Isınmanın Nedenleri: Hava koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir. Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır. Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda Dünya'nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.

Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni, özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera etkisiyle oluşan küresel ısınmadır.
küresel ısınmanın sebepleri:küresel ısınma küresel ısınma nedir küresel ısınmanın sebepleri küresel ısınmanın nedenleri küresel ısınmanın etkileri

Doğal Nedenler :

Güneşin Etkisi:
ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.

Güneş'ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını etkileyen) ozon tabakası üzerinde değişikliğe yol açacaktır.

Dünya'nın Presizyon Hareketi:
1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her kırkbir bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya'nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir. Bu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.

El Nino'nun Etkisi:
"Güney salınımı sıcak olayı" olararak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.


Yapay nedenler :


Fosil Yakıtlar:
Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık u'lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.


Sera gazları:

Sera Gazları Oluşumu:
Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır

sera etkisinin Önemi:
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.

Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.

Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.


Sera Gazları : Karbondioksit (CO2):
Dünya'nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları soğurur.

CO2'in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda 280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm'e kadar çıkmıştır. Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958'den itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm olarak hesaplanmıştır.

Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit artışının durdurulması olası görülmemektedir.

Sera Gazları: Metan (CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950'den beri de her yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan seviyesinin 1,7 ppm'e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2'den 21 kat daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı etkilemektedir.

Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera etkisi tehlikeli boyutlara varmaktadır.

Sera Gazları: Azotoksit ve Su Buharı:
Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.

Sera etkisine yol açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları değil iklim sistemidir. Küresel ısınmayla artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.

Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
CFC'ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950'lerin ürünü olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde, yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun, Vinilklorid, PCB'ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve Polimerler'dir.

Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için kullanılmıştır. Kimyasal adı 'diklorodifeniltrikloroetan'dır. Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden kaldırılmıştır.

2- Dioksin: 100'ün üstünde çeşidi vardır. Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa neden olmaktadır.

3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya'da birkaç yüz balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.

4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne hasar verir.

5- Vinilklorid: PVC yani 'polyvinyl chloride' elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır. Solunduğunda toksik etkilidir.

6- PCB'ler: PCB, İngilizce bir terim olan 'polychlorinated biphenyls' ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik ilk olarak 1929'da kullanılmaya başlanmış ve 100'ün üstünde çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında kansere yol açtığı bilinmektedir.

7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.

8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.

9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler. Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks, stirofoam gibi adlar alırlar.

Sera Gazları: Ozon:
Ozon tabakasının incelmesi "Küresel Isınma"yı dolaylı yoldan arttırmaktadır. USNAS'ın 1979'da yayınladığı raporda, ozon tabakasında %5 -  arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği öne sürülmüştür.

Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978'de uzaya fırlatılan Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde %3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason 1993). 1992 yılında Antartika'daki Ozon seviyesi ise 1979'daki seviyenin P'sine inmiştir. 1950 ve 60'lı yıllardaki ozon kalınlığı da 1990'lı yıllardan sonra 1/3'üne kadar inmiştir. "The National Research Council"ın 1982 Mart raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21. yy'nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile  arasında bir değerde azalacaktır.

Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.

Şehirlerin Isı Adası Etkisi:

Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler "ısı adası etkisi"nin başlıca nedenleridir.

Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel ısınmayı arttırıcı etkidedir.

Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini engelleyecektir.

Örnek ŞehirlerSevinçlietroit (USA), Los Angeles (USA) ,Hong Kong (ÇİN)...

Smog:

Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.

Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.

Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.

Güç üretiminde azalma: Elektrik güç santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli sorunlara neden olacaktır.

Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini arttırmaktadır.
WHAT IS GLOBAL WARMING?

Carbon dioxide and other gases warm the surface of the planet naturally by trapping solar heat in the atmosphere. This is a good thing because it keeps our planet habitable. However, by burning fossil fuels such as coal, gas and oil and clearing forests we have dramatically increased the amount of carbon dioxide in the Earth’s atmosphere and temperatures are rising.

The vast majority of scientists agree that global warming is real, it’s already happening and that it is the result of our activities and not a natural occurrence.1 The evidence is overwhelming and undeniable.

We’re already seeing changes. Glaciers are melting, plants and animals are being forced from their habitat, and the number of severe storms and droughts is increasing.
The number of Category 4 and 5 hurricanes has almost doubled in the last 30 years.2
Malaria has spread to higher altitudes in places like the Colombian Andes, 7,000 feet above sea level.3
The flow of ice from glaciers in Greenland has more than doubled over the past decade.4
At least 279 species of plants and animals are already responding to global warming, moving closer to the poles.5

If the warming continues, we can expect catastrophic consequences.
Deaths from global warming will double in just 25 years -- to 300,000 people a year.6
Global sea levels could rise by more than 20 feet with the loss of shelf ice in Greenland and Antarctica, devastating coastal areas worldwide.7
Heat waves will be more frequent and more intense.
Droughts and wildfires will occur more often.
The Arctic Ocean could be ice free in summer by 2050.8
More than a million species worldwide could be driven to extinction by 2050.9

There is no doubt we can solve this problem. In fact, we have a moral obligation to do so. Small changes to your daily routine can add up to big differences in helping to stop global warming. The time to come together to solve this problem is now – TAKE ACTION

1 According to the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), this era of global warming "is unlikely to be entirely natural in origin" and "the balance of evidence suggests a discernible human influence of the global climate."
2 Emanuel, K. 2005. Increasing destructiveness of tropical cyclones over the past 30 years. Nature 436: 686-688.
3 World Health Organization
4 Krabill, W., E. Hanna, P. Huybrechts, W. Abdalati, J. Cappelen, B. Csatho, E. Frefick, S. Manizade, C. Martin, J, Sonntag, R. Swift, R. Thomas and J. Yungel. 2004. Greenland Ice Sheet: Increased coastal thinning. Geophysical Research Letters 31.
5 Nature.
6 World Health Organization
7 Washington Post, "Debate on Climate Shifts to Issue of Irreparable Change," Juliet Eilperin, January 29, 2006, Page A1.
8 Arctic Climate Impact Assessment. 2004. Impacts of a Warming Arctic. Cambridge, UK: Cambridge University Press. Also quoted in Time Magazine, Vicious Cycles, Missy Adams, March 26, 2006.
9 Time Magazine, Feeling the Heat, David Bjerklie, March 26, 2006.
The Antarctic ice sheet is one of the two polar ice caps of the Earth. It covers about 98% of the Antarctic continent and is the largest single mass of ice on Earth. It covers an area of almost 14 million square km and contains 30 million cubic km of ice. That is, approximately 61 percent of all fresh water on the Earth is held in the Antarctic ice sheet, an amount equivalent to 70 m of water in the world's oceans. In East Antarctica, the ice sheet rests on a major land mass, but in West Antarctica the bed can extend to more than 2,500 m below sea level. The land in this area would be seabed if the ice sheet were not there.
Antarctic Ice Sheet Melting

Ice enters the sheet through precipitation as snow. This snow is then compacted to form glacier ice which moves under gravity towards the coast. Most of it is carried to the coast by fast moving ice streams. The ice then passes into the ocean, often forming vast floating ice shelves. These shelves then melt or calve off to give icebergs that eventually melt.

A 2002 analysis of NASA satellite data from 1979-1999 showed that areas of Antarctica where ice was increasing outnumbered areas of decreasing ice roughly 2:1.[1] The general trend shows that a warming climate in the southern hemisphere would transport more moisture to Antarctica, causing the interior ice sheets to grow, while calving events along the coast will increase, causing these areas to shrink. More recent satellite data suggests that the total amount of ice in Antarctica has begun decreasing in the past few years although total Antarctic sea ice anomalies have been steadily increasing since 1978 (NSIDC (2006)).[2] 2007 showed the largest positive anomaly of sea ice in the southern hemisphere since records have been kept starting in 1979 and 2008 is currently on pace to surpass last years record.[3]


It is a common misconception that the melting of floating ice shelves will not raise sea levels. Because ice shelves are made of fresh water, they will be less dense, i.e, have greater volume than sea water even when melted. The volume of the (melted) water contained in the ice shelf is about 3% greater than the volume of the sea water needed to displace the ice shelf. So as it melts that additional 3% will increase sea level slightly.[4][5][6] As an explanation imagine you had a 1 g ice cube floating in sea water. Due to Archimedes principle of buoyancy, this 1 g ice cube would displace 1 g of salt water (this is true due to the fact the ice cube floats). 1 g of salt water takes up approximately 0.98 cm3, meaning this is the volume of the ice cube under the water. However when a 1 g ice cube dissolves it will produce 1 cm3 of fresh water (i.e creating 0.02 cm3 of extra volume). However this addition of fresh water to sea water will change the salinity, so therefore affect the density, which must also be taken into account.

[edit] Surface warming

The continent-wide average surface temperature trend of Antarctica is positive and significant at >0.05°C/decade since 1957.[7][8][9][10] The West Antarctic ice sheet has warmed by more than 0.1°C/decade in the last 50 years, and this warming is strongest in winter and spring. Although this is partly offset by fall cooling in East Antarctica, this effect is restricted to the 1980s and 1990s.[7][8][9]

[edit] See also

* Geography of Antarctica
* Greenland ice sheet
* Ice sheet
* Ice shelf
* List of Glaciers in Antarctica
* Polar ice
* Ross Ice Shelf
* West Antarctic Ice Sheet

[edit] References

1. ^ Ramanujan, Krishna (2002-08-22). "Satellites Show Overall Increases in Antarctic Sea Ice Cover". Goddard Space Flight Center. Retrieved on 2007-04-21.
2. ^ Velicogna, Isabella; Wahr, John; Scott, Jim (2006-03-02), Antarctic ice sheet losing mass, says University of Colorado study, University of Colorado at Boulder, Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir., retrieved on 21 April 2007
3. ^ >"The Cryosphere Today".
4. ^ Peter Noerdlinger, PHYSORG.COM "Melting of Floating Ice Will Raise Sea Level"
5. ^ Noerdlinger, P.D.; Brower, K.R. (July 2007). "The melting of floating ice raises the ocean level". Geophysical Journal International 170 (1): 145-150. doi:10.1111/j.1365-246X.2007.03472.x.
6. ^ Jenkins, A.; Holland, D. (August 2007). "Melting of floating ice and sea level rise". Geophysical Research Letters 34 (16). doi:10.1029/2007GL030784.
7. ^ a b Steig, Eric (2009-01-21). "Climate Change Blog". Retrieved on 2009-01-22.
8. ^ a b >Steig, Eric. "Biography". Retrieved on 2009-01-22.
9. ^ a b >Steig E.J., Schneider D.P., Rutherford S.D., Mann M.E., Comiso J.C., Schindell D.T. (2009). "Warming of the Antarctic ice-sheet surface since the 1957 International Geophysical Year". Nature 457: 459–462. doi:10.1038/nature07669.
10. ^ Ingham, Richard (2009-01-22). "Global warming hitting all of Antarctica". Retrieved on 2009-01-22.
Taşlar bağlı, köpekler serbest !
Ara
Cevapla
#13
"Global Isınma"yı yalanlamaya çalışan bu başlıkta, coğrafya/tabiat meselelerini yahudi güdümlü tarikat memurlarına satan, fakat, diğer taraftan, "environment/ecology" çalışmaları bakımından topu 28 şubattan torpilli birkaç stk müsveddesine atan birilerinin tarzlarını görüyorum...

İstisna ise, "bir sağ´cı oluşuma rağmen", Anadolu Coğrafyası ve o coğrafyanın tabiatı hakkında projeler tasarlayabilen bir "coğrafyacı" oluşumda (bu zır cahil ebeveyn sürüsünün bildiği anlamda yani "dersane öğretmenliği" cinsinden bir coğrafya kepazeliğinden değil, "hakiki coğrafyacılık"tan bahsediyorum).

Hem yerel, hem de bal gibi global baskılarla mahvedilmiş Anadolu Coğrafyası hakkında bütün tasarrufları elinde tutan bilmem ne bakanlığı, iş "stk" bahsine geldiğinde bizim sesimizi duymak yerine niçin o yahudi tiritlerin "sol´cu" mizaçlı varlıklarını öne sürüyor?

Bu bir "sipariş/havale" sistemidir.

Temel hususlardan biri, bu gezegende bu gezegen coğrafyası ve tabiatının ancak ve asıl "sağ/idealist insan"da merkez teşkil ettiğini örtbas edebilmek gayretidir.

Vitrinde bilmem ne bakanlığının memur sürüsü ile o bilinen stk müsveddeleri çatışmakta. Fakat vitrinin ardında (yani realitede) aralarında sağlam bir ittifak bulunmaktadır.

Bu ittifakta iki detay var:

- Yahudilik,
- Tabiat düşmanlığı (Dünya coğrafyası/tabiatı üzerindeki talanın örtbas edilmesi gayreti de buradan geliyor).

Bilmem ne bakanlığının devlet/memur sürüleri, environment/ecology başlıklarını o bir-iki stk´ye havale ediyor. Çünkü siparişin emri yukarılardan geliyor...

(Yani, yahudi, bu ibi yerel çiftliklerinde o şeytani yargıyı -onyıllara uzanan sistematik propaganda neticesinde- oturmayı başarmıştır. "Sağ talancı, sol ise tabiat dostudur" yalanını. Halbuki hem o "çevre" lafı zaten herşeyi ele vermektedir, hem de bu çiftlikteki "sağ" da yahudinin uydurduğu bir sağ´dır. Tıpkı CHP´ye karşı uydurulmuş sağ´larda olduğu gibi. Esas olan ise, bu yahudi çiftliğinde "sağ"ın hiç olmamış olduğudur. Çünkü burada "sağ" olmuş olsaydı Anadolu Coğrafyası ve onun tabiatı böylesine talan edilemezdi...).

"Gezegen coğrafya ve tabiatının sağ insan kavrayışından yükselen ruhu" bastırılmak isteniyor.

Bu, esasen, şimdiye kadar pekçok koldan yürütülen bir "dünya evi (!)" işidir.

1- Sosyo/dişil/devlet/ülke çiftlikleri, zaten dünya coğrafyası/tabiatının düşmanlarıdırlar.

Bu, "sağ" içinden ifademle "büyük statuko"dur. Büyük statuko, hem insan´ın, hem de dünya coğrafyasının düşmanıdır. Zaman içinde dünyayı, adına "halk" denen, "insan ötesi" yerel hayat sürülerinin yamalı bohçası haline getirmiştir.

2- Büyük statuko şimdi (1945´ten bugüne) tamamen yahudinin elinde olduğundan ve bu gibi yerel hayat çiftlikleri de yahudi merkezin planet dişlisi durumunda olduğundan, buralarda hem insan´ın, hem de dünyanın feryadına sağırlık had safhasındadır.

3- Asıl soysuzluk, global veya yerel statukoların kuyruk altlarında insan´ın ve de dünyanın feryatlarını duymazdan gelen soysuz akademizmlerdedir. Çünkü bu kampüs farelerinin elinde, dünya, sosyo/materyalist statukoların tezgâhlarına kurban edilmiş durumdadır. Bunun adı kimi zaman "hümanizm" olmuştur, kimi zaman ise "bilim-sel-lik"... Halbuki o kampüs farelerinin pek azı o coğrafyaya açılırlar ve onlar da enaz diğer "yerleşim birimci yatak odası çakalları" kadar sosyo/dişil hayata angaje haldedirler.

Şu kepazliğe bakınız ki, gezegen coğrafyası ve tabiatı hakında insan´ın sağ/şamanî sesi bastırılmakta, fakat o yüce tabiatın T´sinden dahi haberi olmayan dişili/erkekli sürüler böylesine uyduruk bir "çevrecilik" furyası altından o dünyaya sahip çıkabileceklerini iddia etmektedirler.

Yahudinin boyunduruğu altında geçen yıllar boyunca, önce "tabiat" "çevre" olmuş, sonra da bu kepazelik, toptan "modernizm" başlığı altında ifadesini bulmuştur. Yani, adına "yerleşim birimi" denen izole nüfus imalatı çiftliklerinden o çevre için (yani, aslında hiç gitmemiş/görmemiş oldukları o tabiat için) yanıp yakılan "blue jeansli kokoşlar" türemiştir...

Yahudi kuşkusuz her kulvarda önde olmak peşindedir.

Yani, bir yanda "modernist çevrecilik" histerisi, diğer yanda ise, statukodan olmamak amaçlı bir karşı propaganda dönemi...

Tıpkı bir yanda sermayenin (üretim ve pazarın), diğer yanda ise hümanizmin de sahibi olmak gibi...

Esasen her ikisi de aynı yılanın tek dilinden çatallanmıştır... "Sol" ve "sağ" gibi...

Mesele şu ki, "benim sağ´ım" yahudinin sol´a alternatif olarak uydurduğu cinsten sağ´lardan değil.

"Hakiki sağ"ın varlığını teşhis/tesbit edip, onu yahudinin alternatif sağ´larından ayırabilen bir insan, bu çift başlı gidişattaki yahudiliği de rahatlıkla çözümleyebilir...

Gezegen Coğrafyası ve Tabiatı, hayatın sosyo/dişil/devletçi/ülkeci/yatakodacı beyinsizlikleri içinden ele alınamaz...

Gezegen Coğrafyasını talan eden bu şeyin mutlaka durdurulması gerekiyor. Sağ´ın environmentalism´i de ecologism´i de bunu merkez alır.

Burada ironik olan, insanın ve onun ruhundan hissettiği gezegen tabiatının feryadını duymazdan gelen "sosyo/dişil kokoş izole yerleşim birimi sürüleri"nin, yahudinin elinde çok ağır bir balans ayarına tâbi olacakları günlerin yakınlaşmış olmasıdır...
Ara
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  küresel ısınmayalım artık a_sude 0 377 24-10-08, Saat:00:16:55 AM
Son Yorum: a_sude
  G-8 lerin gündemi küresel ısınma tired 0 472 08-07-08, Saat:08:52:48 AM
Son Yorum: tired
  Küresel ısınma yağışı artırabilir tired 3 643 25-07-07, Saat:01:47:45 AM
Son Yorum: tayyare
  küresel ısınma gerçekten varmı ersagunyılmaz 0 527 26-04-07, Saat:01:39:50 AM
Son Yorum: ersagunyılmaz

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Yukarı Git