Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Nuh Tufanı Öyküsü İçin Muhtemel Bir Kaynak
Yazar Konu
#1
Nuh Tufanı Öyküsü İçin Muhtemel Bir Kaynak

Kolombiya Üniversitesi'nden iki bilimadamı İ.Ö. 5600 yıllarında – günümüzden 7.5 yüzyıl önce- büyük miktarda su hareketi olmuş olduğu şeklinde bir teori öne sürdüler. Şöyle diyorlardı: “Niagara şelalesinden 200 kat daha hızlı şekilde her gün 10 mil küp su akıyordu.” “İstanbul Boğazı bu büyük hareketlilikle en az 300 gün boyunca gürüldedi ve dalgalar altında kaldı.”

Karadeniz'de aşağı yukarı 6500 yıl önce yaşanan tufan felaketi

B.A. Robinson

Genel Bakış

Kolombiya Üniversitesi'nden iki bilimadamı İ.Ö. 5600 yıllarında – günümüzden 7.5 yüzyıl önce- büyük miktarda su hareketi olmuş olduğu şeklinde bir teori öne sürdüler. Şöyle diyorlardı: “Niagara şelalesinden 200 kat daha hızlı şekilde her gün 10 mil küp su akıyordu.” “İstanbul Boğazı bu büyük hareketlilikle en az 300 gün boyunca gürüldedi ve dalgalar altında kaldı.” 60.000 mil kare kara parçası sular altında kaldı.(1) Karadeniz sahil şeritleri kuzeye ve güneye doğru belirgin şekilde genişledi. Gölün su seviyesi birkaç yüz metre yükseldi. Böylece Karadeniz, karalarla çevrili bir tatlı su gölünden okyanuslarla bağlantısı olan bir tuzlu su gölüne dönüştü.

Bilim adamları bu görüşü tarım, arkeoloji, genetik, jeoloji, dil, tekstil ve çanak çömlek yapımı ile ilgili uzmanların bulgularından yararlanarak geliştirdiler. Bu tufanın, sıralar Karadeniz sahillerinde yaşayan insanlara büyük felaketler yaşattığını ileri sürüyorlar. Bu felaket, insanların kitleler halinde Avrupa'ya, Yakın Doğu'ya, Orta Doğu'ya ve Mısır'a göç etmesine neden oldu. Bu felaket, bu bölgelerdeki birçok tufan öyküsünün kaynağı olabilir. Bazı araştırmacılar, İncil'in Yaratılış bölümünde geçen Nuh tufanı öyküsünün, kaynağını bu tufan olayından alan bir mit olduğuna inanıyorlar.

William Ryan ve Walter Pitman tarafından yazılan bir kitap, son yılların bu en büyüleyici bilimsel bulmacasını anlatıyor. Bu anlatım bize bütün detektif romanlarından daha sürükleyici geldi.(1)

Dini Önemi

Dünya üzerindeki 300'den fazla kültürde büyük bir sel felaketi öyküsü var. (2) Yahudi-Hıristiyan ülkelerinde en ünlü öykü Tevrat: Yaratılış 6-8. bölümlerde anlatılan Nuh Tufanı öyküsüdür. Dünya çapındaki Nuh Tufanı öyküsü, daha 19.yüzyılın başından beri – Darwin doğmadan uzun zaman önce- jeologlarla Hıristiyanlar arasındaki çatışmayı körükledi.


Muhafazakar Hıristiyanlar, genel olarak Yaratılış kitabını, Musa'nın tanrıdan aldığı ilham ile yazdığını düşünürler. Böylelikle, Yaratılış'ın orijanal İbrani metni bütün hatalardan arınmıştır. Dünya çapındaki tufan tam da Musa'nın belirttiği şekilde olmuştur: bütün insan ve hayvanlar yokolmuş, sadece Nuh'un gemisine aldığı her 'çeşit'ten 2 veya 7 hayvan, Nuh, karısı ve ailesi kurtulmuştur. Öldürülmüş olan insan sayısını gözönüne alırsak; erkek, kadın, genç, çocuk, bebek herkesi yokeden bir evrensel tufanın tarihteki en büyük katliam olduğunu iddia edebiliriz. Karadenizin felaket yaratacak şekilde taşması yaşanmış olabilir, fakat bu Nuh tufanı'yla 3 nedenden dolayı ilişkisizdir.


Zamanlama uymaz. Nuh Tufanı aşağı yukarı İ.Ö. 2350'de oldu; Karadeniz felaketi ise bundan 3000 yıl önce, yaklaşık İ.Ö. 5600'lerde yaşandı.(3)


Felaketin kapladığı alan uymaz. Nuh Tufanı tüm dünya çapındadır.-- sular bütün dünyayı en yüksek dağların bile üstünü örtecek şekilde kaplamıştır. Karadeniz'de ise sadece gölün varolan boyutu genişlemiştir ve sular birkaç yüz metre yükselmiştir.Tevrat ise Tanrı'nın hiç görülmemiş büyüklükte bir katliamla bütün insan soyunu yoketmeye niyetlendiğini; sadece 8 kişinin canlı kaldığını yazar: Nuh, karıs, 3 oğlu ve 3 gelini. Bunu sağlayabilmek için, bütün dünya sular altına gömülmeliydi.


Tanrı, bütün kara hayvanlarının ve 8 kişi dışındaki bütün insanların yokolmasına yol açacak olan böyle bir tabiat olayını, insanların günahkar davranışları yüzünden, kasıtlı olarak yapmıştır. Bu, okyanus seviyesinin yükselmesinden dolayı doğal olarak olmuş bir olay değildi.

Dünya çapındaki tufan gerçekliği muhafazakar Hıristiyanların -özellikle 'Yaratılış Bilimcileri'nin -not: başlıca Hıristiyan inancı çn-) inanç sistemlerinin temel bir parçasını oluşturur. Bunlar kendi astrofizik, jeoloji, paleontoloji, linguistik ve antropoloji teorilerini Yaratılış kitabındaki (Tevrat) yaratılış, tufan ve Babil kulesi öykülerinin üzerine kurdular. Özellikle, ardısıra gelen katmanların içlerinde bulunan büyük miktardaki çökelti kaynaklarının nedeni olarak tufanı gösterdiler. Bu, diğer taraftan, jeologlar tarafından gözlemlenen kaya tabakalarının oluşmasını destekledi.


Liberal Hıristiyanlar, Nuh, Babil ve yüzlerce diğer tufan öyküsüne, genellikle bir mit gözüyle bakarlar. Birçoğu tarihsel tufan ile bağlantı kurarlar. Evrensel, dünya çapındaki bir tufan efsanesi, manevi anlamıyla oldukça ilginç bir olaydır: ancak gerçekte yaşanmamıştır. Dünyanın en yüksek dağlarının bile üstünü örtecek bir dünya çapında tufanı üretebilecek yeterli su kaynağı yoktur. Olsa bile, bu suların tekrar alçalabilmesi için gerekli yer yoktur. Yaratılış kitabı birkaç yüzyıl ara ile en azından dört ayrı yazar tarafından yazılmıştır. Evrensel tufan öyküsü bu yazarların ikisi tarafından eski bir Babil mitinden alınmıştır. Yaratılış miti apaçık şekilde eski Babillilerin bir mitinden kaynaklanmaktadır; iki efsane arasında birçok ortaklıklar vardır. Babil mitinin ise, benzer şekilde, Karadeniz felaketinin hafızalarda kalmış silik anılarından kaynağını alan daha eski efsanelerden kaynaklanmış olduğu görülür.

Karadeniz'e ne oldu?

Ryan ve Pitman tarafından sunulan teori, kısmen, kabul edilmiş bilimsel bulgular ve, kısmen de Karadeniz'deki kendi gözlemlerine dayandırılmıştır. Tarihlemeler, muhafazakar Hıristiyanlara ve diğer 'yaratılış bilimi'ne inananlara göre anlamlı gelmeyecektir. Bu inanış, Tanrı'nın dünyayı ve evrenin geri kalan kısmını 10.000 yıldan daha az bir zaman önce yarattığı şeklindedir. Burda 4.5 milyar yıl önce oluşmuş 'yaşlı bir dünya'mız olduğunu düşünen bilimadamlarının (bilim adamlarının % 95'i böyle düşünür) kullandıkları tarihlemeleri kullanacağız.

Yaklaşık 5 milyon yıl önce: Şimdiki Akdeniz büyük ölçüde kurak bir vadi idi. Şimdiki İspanya ve Kuzey Afrika'nın arasındaki yüksek bir kara parçası Atlantik Okyanusunun buraya akmasını önlüyordu. Bu yükselti belki bir depremden dolayı çöktü ve Atlantik Okyanusu Akdenizin bulunduğu yere dökülerek bir deniz oluşturdu.

M.Ö. 120.000 - 18.000: Son buzul devrinde, 2 mile varan kalın buz tabakaları, Kuzey Amerika, Avrupa ve Rusya'nın kuzey bölümlerini kapladı. Bu buz tabakaları o kadar çok su çektiler ki, dünya'nın okyanuslarının su seviyesi bugünkü seviyesinin 400 feet (120 metre) kadar altına düştü.
M.Ö. 18.000: Sıcaklık tekrar yükselmeye başladı. Buzulların güney tarafındaki buzlar erimeye başladılar. Eriyen suların bir kısmı 'New Euxine Lake' adındaki bu eski gölü (bugünkü Karadeniz'in yerinde bulunan tatlı su gölü) besledi. Marmara denizine ve ordan da Ege ve Akdeniz'e açılan sadece küçük bir çıkışı vardı.
M.Ö. 13.000: Buzullardan bu göle tatlı su akışı hemen hemen tümüyle kesildi.

M.Ö. 10.500 – 9.400: Bölgedeki sıcaklık ve yağış miktarı düştü.- Younger Dryas denilen bir olay- (bu olay ani bir iklim değişimi olarak tanımlanıyor. Eriyen sular-okyanus sirkulasyonundan kaynaklanabilen bir soğuma olayı. Ayrıntısı için: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir. -çn) New Euxine gölüne tatlısu akışı hemen hemen tamamen durdu. Buharlaşmadan dolayı gölün su seviyesi azaldı. Nihayet, gölün su seviyesi Marmara Denizine olan bağlantı noktasının altına kadar indi. Böylece göl, tümüle kara ile kuşatılmış bir tatlısu gölü haline geldi. Yakın Doğu'daki değişik kabileler kuraklıkla mücadele ediyorlardı. Bu kabileler temiz ve verimli su sağlayan bu gölün ve benzer büyük göllerin çevresine yerleşmeye başladılar. Buralarda köyler kuruldu, avcılık, balıkçılık yapıldı ve tarımı öğrendiler. İlkel sulama metotları bile geliştirmiş olabilirler.
M.Ö. 9400: Sıcaklık ve yağış miktarı eski iyi seviyesine tekrar döndü.

M.Ö. 6200: Yeni bir buz çağı başladı. Yağmurların tekrar azalması, bütün Orta Doğu topraklarında güvenilir su kaynaklarının yakınlarında yerleşmemiş olan çiftçilerin büyük sıkıntılar yaşamasına neden oldu.. 'Anadolu ve Fertile Crescent (Basra Körfezi ile Akdeniz arasındaki tarıma elverişli alanlar -çn) boyunca tarımla uğraşan birçok köy tümüyle boşaldı, bir kısmı da oldukça küçüldü.' (1) Birçok farklı kültürden yerleşimciler New Euxine gölünün çevresine göçmeye başladılar. Gölün sahilleri boyunca bölgedeki birçok kültürden çiftçi ve avcı toplulukların köyleri oluştu. Çok farklı diller konuşuluyordu: Proto-Semitic, Proto-Indo-European, Proto-Kartvalian, ve başkaları...

M.Ö. 5650-5500: Sıcaklık ve yağmurlar tekrar geldi. New Euxile gölü hala kara ile çevrili bir tatlısu gölüydü.Fakat Akdeniz ve Marmara Denizi kademe kademe yükselerek gölün seviyesinden 426 feet (130 metre) daha yüksek hale geldi. Yükselen deniz sadece Boğaz Irmağındaki (Bosphorus River) küçük bir kara yükseltisi tarafından engelleniyordu. Nihayet, okyanus seviyesi New Euxine gölüne dökülebilecek seviyeye kadar yükseldi. Suların aşağıdaki göle doğru akmasını sağlayan küçük bir kanal oluştu. 'Bu küçük akıntı bir dere oldu, giderek kanalın duvarlarına ve aşağı doğru daha hızlı, şiddetli, etrafındakileri sürükleyerek gücünü artırdı.' Kısa zamanda akış hızı günde 10 milküpe ulaştı.- Şimdiki Niagara Çağlayanından 200 kez daha fazla. Hızı ise saatte 50 mile (80 km) ulaştı! Sesi ise 120 mil (200 km) uzaklıktan duyulabilecek düzeyde olmalı. Gölün seviyesi günde 6 inch kadar yükselmiş olmalı. Gölün sahil şeridi bazı bölümlerde günde bir mil kadar büyümüş olmalı. Gölün çevresine yerleşmiş farklı kültürler üzerindeki etkisi ise korkunç olmuş olmalı.

Bu teorinin doğrulanması

Teori değişik açılardan doğrulandı:

1999 yazında, denizci kaşif Robert D. Ballard takımıyla birlikte, Ryan ve Pitman'ın bahsettiği bölgedeki kadim sahillere gitti. Takım deniz dibini tarayarak, New Euxine gölünün eski sahil şeridinden kaya örnekleri çıkardı. Tuzlu su yumuşakçalar sınıfına ait yedi değişik tür örnek bulundu, yapılan karbon testinde bunların 2800 ile 6820 arasında yaşlarda olduğu anlaşıldı. Tatlı su yumuşakçalar sınıfına ait ise iki değişik tür bulundu, bunların yaşları ise 7460 ile 15500 arasındaydı. Bulgular Karadenizin aşağı yukarı 7000 yıl önce bir tatlısu gölünden tuzlu su denizine dönüştüğü teorisini doğruluyordu.

Karadeniz'in zemininde yapılan bir araştırma, Dinyester, Dinyeper, Danube, Don, Volga ve denize dökülen diğer akarsuların yataklarının şimdiki denizin sahillerinden birkaç yüz metre daha içeriye kadar devam ettiğini gösteriyor. Nehir yataklarının hepsi aynı seviyede son bulmaktalar. Bu seviye eski New Euxine gölünün sahil şeridi olmalı.

Karadeniz'in dibinde eski gölün sahiline yakın yerlerde birkaç buluntu tespit edildi. Bunlar höyüklere (antik şehir ve kasabalarının kalıntılarının olduğu yerlerin karakteristik biçimleri) benzer biçimdedir.

Suyun 150 metre kadar altındaki bir kazı bölgesinde, arkeologlar 30'dan fazla taş blok, tahta parçaları ve muhtemelen seramiktenten başka cisimler buldular. Kazıyeri 'mükemmel bir dikdörtgen görünümünde'. Kaya blokları, doğal jeolojik oluşumun parçaları gibi görünmüyorlar. Arkeologlar şimdilik, bir zamanlar insanların oturdukları bir kazıyeri bulduklarını düşünüyorlar. (10)

Boğaz'ın güneyinde Ilıpınar yakınlarında bir höyük kazıldı. Aşağı yukarı M.Ö. 5500 yıllarına air olan seviyede, çanak çömlek yapımında ani bir değişiklik olduğu tespit edildi. Arkeologlar, aynı tarihlerde çömlekçilikte ani bir değişim görülen bölgedeki diğer kazıyerlerinde de çalıştılar. Bu, New Euxine gölünde tufanın yaşandığı tarihlerde bir toplumun, diğer bir toplumdan (bu bilgiyi) aldığını gösteriyor. Tahminen bunlar, sel baskınından kaçan en son göçmenlerdi.

Bir sonraki mantıki aşama ise, sular altında kalmış köylerin ve M.Ö. 6000 yıllarına ait batık teknelerin aranması olacak.

Tufan'ın beşeri sonuçları

Gölün kıyısındaki bütün köyler hemen sular atında kalmış olmalı. Göldeki tüm balık türleri yada büyük kısmı; suyun tuz miktarı, tatlı su türlerinin kaldıramayacağı seviyeye ulaşınca ölmüş olmalılar. Tuzlu su seviyesi, sonunda tuzlu su türlerinin yaşamasına uygun bir seviyeye ulaştı. İnsanlar felaketten kurtulmak için, hemen farklı yönlere doğru kaçmaya başladılar. Ryan ve Pitman, göçmen gruplarının Ege adalarına ve Dinyeper, Dinyester, Danube, Don ve Volga ırmakları boyunca yukarıya doğru göç ettiklerini ileri sürüyor. Bu göçler, çoğunu Avrupa, Balkanlar ve bugünkü Rusya'ya götürmüş olmalı. Diğer gruplar ise bugünkü Türkiye, Mısır, Doğu Akdeniz (şimdiki İsrail, Ürdün, Lübnan, Filistin), kuzey Mezopotamya (şimdi Irak) ve Anadolu'ya göç ettiler. Birkaç yıl içinde, göl seviyesi aşağı yukarı şimdiki seviyesinde dengeye kavuştu.

Nuh Tufanı öyküsü Karadeniz'de yaşanan felaketten mi kaynağını aldı?

Yukarda bahsedildiği gibi, muhafazakar Hıristiyanlar, genellikle, Yaratılış kitanının yazarlarının Tanrı tarafından 'yanlış birşey yazmalarının' önlendiğine inanırlar. Nuh Tufanı öyküsünün tam olarak Kutsal Kitabın belirttiği tarihte olduğuna inanırlar. Buna göre, öykü M.Ö. Aşağı yukarı 2350 yılında yaşanmış dünya çapındaki Tufan olayından türetilmiştir. Karadeniz'de 6000 yıl önce yaşanmış bölgesel bir sel baskınından kaynaklanmış olamaz. Birçok muhafazakar Hıristiyan için dünya M.Ö. 4004 yılında yaratılmış olduğundan, M.Ö. 6000 yılı diye birşey yoktur.

Birçok 'mainline' Hıristiyan (dinin, kültür, ruhani gelenekler ve pratiklerin karışımı olduğunu düşünen bir Hırsitiyan ekolü), liberal Hıristiyanlar, laikler ve diğerleri 'Yaratılış'taki tufan öyküsünün dünya çapında yaşanmış gerçek bir tufan olayından kaynaklanmadığı teorisine açıktır. Arkeologlar, 'Karadeniz felaketinden 2000 yıl sonra yazılmış', tufan öyküsüne iki gerçek, antik kaynak buldular.


Biri, 'kangi kökten geldiği ve ardılları bilinmeyen, bilinen ilk yazılı' dil olan Sümerce'de

Diğeri, 'Arap diyaleklerinin ve İbranice'nin ait olduğu Semitik diller grubunun en eski dillerinden biri olan' Akadca'da

Dil uzmanları, bunların yazılmasından önceki dillerin temellerini geriye doğru izleyebilirler. William Ryan ve Walter Pitman, 'tufan zamanında diğer dilleri konuşanlar ile Karadeniz bölgesindekileri, dil bilimi üzerinden birbirlerine bağlamanın mümkün olduğunu' ileri sürüyorlar. (6)

Gılgamış Destanı'ndaki Babil Tufan Miti'nin, bu eski tufan öykülerinden türetilmiş olduğu düşünülüyor. Destan M.Ö. 3000 yılına tarihleniyor. Belgeli bir hipoteze göre, 'J' ve 'P' olarak adlandırılan iki bilinmeyen yazar tarafından İbranice olarak yazılmış iki öykü vardı. Bunlar 'R' olarak bilinen bir redaktör (editör) tarafından tek bir yaratılış öyküsü olarak birleştirildi. Gılgamış Destanı ile Nuh Tufanı öyküleri arasında 20 kadar benzer nokta bulunmakta. (5) İbrani versiyon, çok tanrılı orijinal Babil metninin, tek tanrılı versiyonudur.

Aktik çağlarda başka tufan öyküleri de vardı. Örneğin 'Grekler'deki Titan Prometheus'un oğlu Deucalion öyküsü; Zeus onun Phthia krallığı zamanında insanlara sinirlenerek sel yaratmış. [Zeus'un]... tufanı, işini sadece 9 günde halletmiş. Tufandan sadece Deucalion ve karısı, Prometheus'un uyarısı ile kurtulmuşlar. Deucation bir tekne yapmış ve tufandan sonra Parnas dağının tepesine inmişler.' (7)

Son gelişmeler:

17 Şubat 2001: Nuh Gemisi'nin aranması: ReligionToday'e göre: 'Titanik'in enkazını keşfeden kaşifler, Nuh'un gemisini arıyorlar. Robert Ballard 7500 yıl önce büyük bir felaket yaşandığına inanılan Karadeniz'de Boğaz yakınlarını araştıracak. Los Angeles Times'ın belirttiğine göre, Ballard(57) bir sonar gemisi, denizaltı araştırma donanımı ve bir denizaltı robot filosu kullanacak. Ballard, daha önce Lusitania'nın, Nazi savaş gemisi Bismark'ın, Pasifik'teki Amerikan ve Japon gemilerinin ve antik Roma ve Fenike gemilerinin enkazlarını bulmuştu. Çalışma birkaç ay içinde başlıyor.
2000 Temmuz: National Geographic'de yayınlanan makale: Dergi, 2000 Temmuz'unda 'Karadeniz tufanı' başlıklı bir yazı yayınladı. Yazı -muhtemelen bir depremle başlayan- Akdeniz'in sularının Karadeniz'e muazzam bir şekilde akışını anlatıyor.


1.William Ryan and Walter Pitman, "Noah's Flood: The new scientific discoveries about the event that changed history," Sinon & Schuster, (!998) Read reviews or order this book safely from Amazon.com online book store.

2.Norman Cohn, "Noah's Flood: The Genesis story in Western thought," Yale University Press, (1996). Read reviews or order this book This is a very attractive book with many colored illustrations.

3.Holy Bible, Scofield Reference Edition, Oxford University Press, (Copyright date 1917).

4."Ballard & the Black Sea: The search for Noah's flood," at: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

5.Frank Lorey, Impact #285: The Flood of Noah and the Flood of Gilgamesh", Institute for Creation Research, El Cajon, CA (1997) Online at: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

6.William Ryan and Walter Pitman, op. cit., Page 200.

7.AANEWS for 1999-NOV-23.

8.ReligionToday for 2000-FEB-17. They provide free newsletters to which you can subscribe at: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.. These summaries are part of GOSHEN.net

9."Seeking Noah," TV program on The Learning Channel (TLC) for 2001-SEP-20.

10.John Wilford, "Black Sea Clues to Biblical-era Flood," New York Times Service, at: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Bu yazı Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir. adresindeki yazıdan

Türkçe'ye Sargon tarafından çevrilmiştir.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Ağlamadan
Dillerim dolaşmadan
Yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
Şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
Üzerime yüreğimden başka muska takmadan
Konuşmak istiyorum..


İsmet Özel..
Ara
Cevapla
#2
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Ara
Cevapla
#3
"motorcu Adnan" gibi bir tabir kullanmak ne derece düzeylilik olabilir?
Cevapla
#4
Hz.Muhammed , son peygamber olduğu için getirdiği öğretiler bütün dünya için,önceki peygamberler sadece gönderildikleri bölge için insanlara hitabedip davette bulunduklarından Nuh tufanının da bölgesel olduğuna inanıyorduk.Tufan olayı bütün dünyayı kapsamıştı deniliyorsa o zaman eski peygamberlerin sadece gönderildikleri bölgeyi inanca davet ettikleri fikri yanlış olmuyor mu?
Ara
Cevapla
#5
Nuh'un gemisi adında bir gemi hiç yapılmamıştır. Mu-Hammed esinlemelerinde Fülke, Gemi değildir; Felek kökünden Yörüngedir. Yani Nuh'un gemisi denilerek çevrilen ayet terimlerinden ikiside yanlı çevirilmektedir. Sözlük karşılıklarını aşağıya yazıyorum.

Hud 37
Ve esnaği el Fülke/ الْفُلْكَ
Ve üretiyor o Yörüngeyi

Hud 38
Ve yasneğü el Fülke / الْفُلْكَ
Ve sahneliyor o Yörüngeyi

Esnaği/ اصْنَعِ ; Üretmek, üretim yapmak, çıktılamak, sanayileştirmek. (industrialize; Verb/Eylem-> Make, manufacture, produce, fabricate, turn out, industrialize, fashion. Noun/Ad-> Manufacture, production, fabrication, output, make, nil, article.

Yasneğü/ يَصْنَعُ ; Mahsul almak, Sahnelemek, Ortaya koymak, Yayınlamak, Yetiştirmek, Yönetmek (produce)

Nuh'un gemisini arayanlar hiçbir bulamayacaklar, çünkü öyle bir gemi yapılmamıştır. Nuh'un yörüngesi vardır ki; Biz bu yörüngenin konuşlanmışlığı üzerinde yaşamaktayız.
Cevapla
#6
MÜKEMMEL BİR YAKLAŞIM,

Kur'an-ı Kerim'i işte böyle kültürlü insanların nbize açıklamamalrı gerekir!
hatta hatta bir bilim adamı heyeti kurulmalı ve 6 ay bir yere kapanıp, bu ilahi mesajı günümüzün bilimsel değerleriyle harmanlayıp açıklamalılar, tefsir yazmalılar!

haaa, bu arad biz "insanoğlu" bu kitabuı hiçbir zaman % 100 anlayamayacağız; ama işte mümkün olduğunca....

Ayrıca, hep duyarız, BATI bunu çoktan yaptı, Kur'an'ı inceledi diye!

1970 yıllarında yapılmış bir ALLAH Dostunun sohbet kasetinden dinledim:
"Bizler islamiyeti anlayamadık.
Bizler islamı hazır bulduk, mirasyediler gibiyiz islamı yaşamada, yani, eh işte misali yaşıyoruz islamı...
Öyle ya, hangimiz kılıç salladı islam için?

Ancaaaaaak, islam daha kemaline ermedi!
İslam ne zaman kemale erecek, BATI ne zaman islama ilgi duydu ve araştırmacı fıtratlarıyla islamı incelemeye başladılar, işte o zaman biz islamın gerçek yüzünü batıdan öğreneceğiz!
İslamın yüceliğini o zaman anlayacağız...
Ve o günler pek uzakta değil..." buyurmuş...

Eh hadi bakalım hayırlısı...
Ara
Cevapla
#7
Karadeniz teorisi bir ara benim de ilgimi çekmişti,ama şimdi bu tufanın kökeninin Mezopotamya olduğuna emin ''gibiyim''Gülücük

Antik Mezopotamya bir ''kil'' toplumudur,kil diğer adıyla balçık bu toplumun yapıtaşıdır.Bunu Sümer tabletlerinde anlatılanlardan Tevrat'a kadar heryerde hissedersiniz.En önemli ve bol bulunur mimari malzeme de kil olduğundan Sümer toplumundan günümüze pek bir mimari kalıntı ulaşamamıştır,çünkü;
Çünkü bu iki devasa nehrin defalarca taştığını,ve her taştığında balçıktan yapılma bu medeniyeti yerle bir ettiğini Sümer kaynakları bize anlatır.Sümer kralları listesi bile ''tufandan önce'' ve ''tufandan sonra'' olarak ikiye bölünmüştür.Üstelik biri çok büyük olmak üzere birçok tufandan sözedilir.Önasya populasyonunun önemli bir kısmını barındıran bölgedeki bu felaketlerin nasıl efsanelere dönüştüğünüyse Gılgamışla görebiliyoruz.

Sel sularında balçık binaların şeker gibi eridiğini hepimiz biliriz.

Nuh tufanının kökenini Karadenizde yada Muazzez Hoca'nın savunduğu gibi Orta Asyada aramak yerine efsanenin çıktığı yere,Mezopotamya'ya bakmalıyız.
Ara
Cevapla
#8
(03-01-11, Saat:19:20:08 PM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Nuh tufanının kökenini Karadenizde yada Muazzez Hoca'nın savunduğu gibi Orta Asya'da aramak yerine efsanenin çıktığı yere,Mezopotamya'ya bakmalıyız.

Efsanenin çıktığı yerin mezopotamya olduğundan nasıl emin olabiliyorsunuz peki ?Sümerlerin Mezopotamya'nın yerli halkı olmadığı bilinen bir gerçek öyle değil mi ?Bu efsaneyi Sümerlerin anayurtlarından(Muhtemelen orta Asya) getirmedikleri ne malum ?

Ara
Cevapla
#9
(05-01-11, Saat:00:23:38 AM)suleriz Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Efsanenin çıktığı yerin mezopotamya olduğundan nasıl emin olabiliyorsunuz peki ?Sümerlerin Mezopotamya'nın yerli halkı olmadığı bilinen bir gerçek öyle değil mi ?Bu efsaneyi Sümerlerin anayurtlarından(Muhtemelen orta Asya) getirmedikleri ne malum ?
Konuya ilişkin ilk destanların(Gılgameş) Mezopotamya kaynaklı olmasından böyle bir zanna varmış olabilir miyim sizce?
Siz Sümerlerin Orta Asya kökenli olduğunu nereden çıkardınız peki?Üstelik günümüz dilbilimcilerinin çoğu,Samuel Kramer'in aksine Sümer dilinin Dravit dillerle yakın akraba olduğunu düşünüyor.

Halklar gelir geçer,diller de öyle.Ama gerçek olan şudur ki aslında tüm göç hadiselerinde-kısmen de olsa-language replacement olayı gerçekleşir;gücü eline geçiren halk dilini yerli halka benimsetir.Ama yerleşik halkın efsanelerini,kültürünü adlarını değiştirerek devam ettirir.
Sümerlerde de farklı bir durum yaşanmadığı ortada,bölgeye göçeden ''Karabaşlar'' kendi dillerini yerli halka benimsettiler ve aynı Akatların ve Asurluların yaptığı gibi yerleşiklerin kültürünü,efsanelerini ad değiştirerek devam ettirdiler.

Neredeyse tüm Akad tanrılarının ad değiştirmiş Sümer tanrıları olması,efsanelerinde de aynı durumun yaşanması bize Gılgameş'ta da benzer bir durumun sözkonusu olduğunu düşündürür.Ben kulağımı dolaştırarak göstermem,elimizdeki tüm bilgiler tufan mitinin Mezopotamya kaynaklı olduğunu gösteriyor.

Genetik bilgiler de yazdıklarımı destekliyor;Araplar,Asurlular,Akadlar,onlarca Semitik istilaya rağmen günümüz Irak halkı Semitik genler yerine Mezopotamyanın yerli hg J2a'nın en yüksek oranda raslandığı halk sayılıyor,bu oran %50'nin üzerinde.
J2a'nın Sümerlerden bile önce bölgede var olan halk olduğunu söylemeye gerek yok.

Orta Asya yada Hindistan,Sümerlerden iz bile yok.
Ara
Cevapla
#10
(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Konuya ilişkin ilk destanların(Gılgameş) Mezopotamya kaynaklı olmasından böyle bir zanna varmış olabilir miyim sizce?
Siz Sümerlerin Orta Asya kökenli olduğunu nereden çıkardınız peki?Üstelik günümüz dilbilimcilerinin çoğu,Samuel Kramer'in aksine Sümer dilinin Dravit dillerle yakın akraba olduğunu düşünüyor.
Sümerlerin yaşadığı bölgede sümerler öncesi halklar hakkında yazılı kaynaklarımız yok bildiğim kadarıyla.Hal böyle iken gılgamış destanının başka bir bölgeden göç etmiş Sümerlilerin hafızasındaki bir destanın Mezopotamyaya uyarlanmış hali olmadığını nerden bileceğiz.

Sümerlerin Orta Asya kökenli olabileceği sadece bir iddia.Sümerce-elamca-Dravidce ilişkisini pek çok dilbilimci dile getiriyor.Ama bu üç dilin Altay hatta Ural dilleriyle akraba olma ihtimalinden bahsedenler de var.Hatta bu dilbilimcilerden biri Hint-Avrupa istilasına kadar bu dilleri konuşan insanların daha yakın mesafede birbirleriyle iletişim halinde yaşadığını iddia ediyor
(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Halklar gelir geçer,diller de öyle.Ama gerçek olan şudur ki aslında tüm göç hadiselerinde-kısmen de olsa-language replacement olayı gerçekleşir;gücü eline geçiren halk dilini yerli halka benimsetir.Ama yerleşik halkın efsanelerini,kültürünü adlarını değiştirerek devam ettirir.
Sümerlerde de farklı bir durum yaşanmadığı ortada,bölgeye göçeden ''Karabaşlar'' kendi dillerini yerli halka benimsettiler ve aynı Akatların ve Asurluların yaptığı gibi yerleşiklerin kültürünü,efsanelerini ad değiştirerek devam ettirdiler.

Ben de üst paragrafta tam tersi olabileceğini iddia ettim Sümer-Tufan konusunda.

(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Neredeyse tüm Akad tanrılarının ad değiştirmiş Sümer tanrıları olması,efsanelerinde de aynı durumun yaşanması bize Gılgameş'ta da benzer bir durumun sözkonusu olduğunu düşündürür.Ben kulağımı dolaştırarak göstermem,elimizdeki tüm bilgiler tufan mitinin Mezopotamya kaynaklı olduğunu gösteriyor.

Sümerler Akadlardan daha eski değil mi ?

(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Genetik bilgiler de yazdıklarımı destekliyor;Araplar,Asurlular,Akadlar,onlarca Semitik istilaya rağmen günümüz Irak halkı Semitik genler yerine Mezopotamyanın yerli hg J2a'nın en yüksek oranda raslandığı halk sayılıyor,bu oran %50'nin üzerinde.
J2a'nın Sümerlerden bile önce bölgede var olan halk olduğunu söylemeye gerek yok.

J1 ile j2 kardeş olduğuna göre Semitik halkların bir kısmının zaten J2 taşıyıcısı olabileceğini neden gözardı ediyorsunuz ?

Sümer genleri hangileri peki size göre ?
(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Orta Asya yada Hindistan,Sümerlerden iz bile yok.

Bence bu konuda kesin konuşamayız.Orta Asya'da Mezopotamyayla bağlantılı bir kültüre ait bulgular ortaya çıkarılmıştı bir dönem :

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ara
Cevapla
#11
(06-01-11, Saat:03:04:37 AM)suleriz Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Sümerler Akadlardan daha eski değil mi ?

Elbette daha eski,cümlemi tekrar dikkatlice okursanız ne yazdığımı daha net anlarsınız;
(05-01-11, Saat:01:10:12 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Neredeyse tüm Akad tanrılarının ad değiştirmiş Sümer tanrıları olması,efsanelerinde de aynı durumun yaşanması bize Gılgameş'ta da benzer bir durumun sözkonusu olduğunu düşündürür.
Böyle basit kronolojik hatalar yapabilecek kadar konudan habersiz olsaydım bu başılığa hiçbirşey yazmazdım.

Akadların ve diğer Samilerin yaptığı Sümer tanrılarına Semitik adlar vermektir,Sümerdeki Utu Şamaş'a,İnanna İştar'a,Nanna Sin'e dönüşür,ama hikayeler olduğu gibi devam eder.
Aynı tufan destanında olduğu gibi...

Semitlerin tanrıları ve tufan destanını selefleri Sümerlerden aldığını kesin olarak bildiğimize göre Sümerlerin de bu destanı bölgede kendilerinden önce yaşayan halklardan almış olabileceği yüksek bir ihtimal gibi duruyor.Kaldı ki bu ihtimal yanlış olsa bile Sümer kaynakları-destanın dışında-ciddi bir tufanın kendi uygarlıkları döneminde gerçekleştiğini yazar,bence de akla en uygun olan budur.İkinci şık da destana adres olarak yine Mezopotamyayı gösterir.

Tufan Sümer kaynaklarında mitlerle bezenmiş bir tarihsel gerçekliktir.O kadar ki tufanın başrol oyuncularından,bizim hayal ürünü sandığımız Ziusudra-ki Semitler onun da sadece adını değiştirip Utnapiştim yapmıştır-aslında gerçek bir kişiliktir,Şuruppak kralıdır.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Sümer krallar listesi de tufandan önce- tufandan sonra olarak ikiye bölünmüştür;

Alıntı:Alulim 8 sars (28,800 years)

Alalngar 10 sars (36,000 years)

"Then Eridug fell and the kingship was taken to Bad-tibira."

En-men-lu-ana 12 sars (43,200 years)

En-men-gal-ana 8 sars (28,800 years)

Dumuzid, the Shepherd "the shepherd" 10 sars (36,000 years)

"Then Bad-tibira fell and the kingship was taken to Larag."

En-sipad-zid-ana 8 sars (28,800 years)

"Then Larag fell and the kingship was taken to Zimbir."

En-men-dur-ana 5 sars and 5 ners (21,000 years)

"Then Zimbir fell and the kingship was taken to Shuruppag."

Ubara-Tutu 5 sars and 1 ner (18,600 years)

"Then the flood swept over."

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Evet,krallık Şuruppaka geçti diyor ve sonra ekliyor;

"Then the flood swept over."
Liste ''tufan sonrası krallarla'' devam ediyor.
Ama Wikipedia sayfasında bile tam da bu araya Harriet Crawford'dan bir alıntı konmuş;

"Then the flood swept over."
Excavations in Iraq have revealed evidence of localized flooding at Shuruppak (modern Tell Fara, Iraq) and various other Sumerian cities. A layer of riverine sediments, radiocarbon dated to ca. 2900 BCE, interrupts the continuity of settlement, extending as far north as the city of Kish.


Krallığın tam da Şuruppak'a geçtiği bir dönemde Şuruppakı ve tüm bölgeyi yerle bir eden M.Ö 2900 da gerçekleşen gerçek bir tufanın bilimsel kanıtları bunlar.

Nuh'un,yani Ziusudranın Şuruppak kralı olduğunu tekrar hatırlatalım.

Kral listesinin ''tufandan sonra'' başlayan Kiş hanedanı bölümünün de tarihçilerce M,Ö 2900'e yerleştirildiğini de ekleyelim.

Kaldı ki bunun bölgede gerçekleşmiş ilk ve son tufan olmadığı ve yukarıda belirttiğim gibi Mezopotamya gibi ''kil toplumları'' için sellerin ne derece yıkıcı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Alıntı:J1 ile j2 kardeş olduğuna göre Semitik halkların bir kısmının zaten J2 taşıyıcısı olabileceğini neden gözardı ediyorsunuz ?

J1 ve J2 nin ayrışmasının Sümerlerin bölgeye gelişlerinden binlerce yıl önce gerçekleştiğini biliyoruz.Bu iki gruptan sadece J1'in semitik dillerle ilişkilendirildiği de biliniyor.Elbette J2'nin bir kısmı Semitiklerle gelmiş olabilir,ama genetik antropolojide J2 için yapılan en temel tanımlama bu genin Mezopotamyada çıktığı ve yayıldığıdır.Çoğunun Semitik göçlerden bağımsız,bölgenin yerli halkı olduğunu kabul etmek durumundayız.

Alıntı:Sümer genleri hangileri peki size göre ?

Sizin savunduğunuz tufanın Orta asya kökenleri olduğuna dair teori Muazzez Hoca'ya aittir.Kendisi kitaplarında Sümer medeniyetinin bölgede kendilerinden önce varolan henüz adını bile koyamadığımız ve haklarında çok az şey bildiğimiz yerli uygarlıklarla karışmasıyla meydana geldiğini kabul eder.
Bölgedeki J2'nin çoğunun bu adsız uygarlıklara ait olduğu çok açık,ama dilleri hesaba katıldığında Karabaşların farklı genlere sahip olabileceğini düşünebiliriz.Gerçi bölgeye -onca farklı göçe rağmen-günümüzde bile J2'nin hakim olduğu düşünüldüğünde Sümer döneminde bile sıradan bir Ur vatandaşının Karabaşlardan çok yerli genleri taşıdığını söyleyebiliriz.

Pc:Güney Irakda J1e'nin hakim konuma gelmesi son bin yıl içinde gerçekleşen Bedevi göçlerinin sonucu olduğundan konu dışıdır.

Asıl Sümerlerin genlerini hakkında şu an elimizde hiçbir ciddi veri yok,ama dillerinin ve dolayısıyla genlerinin Dravid kökenli olduğunu kabul etsek bile bölgede ciddi bir hg H yada hg L olmadığı sonucuna varırız.
Aynı şekilde Türklerle akraba olduğunu varsaysak bile durum değişmeyecek,Q,N,C gibi grupların oranının herhangi bir ortadoğu ülkesinden farksız olduğu anlaşılacaktır.

Son olarak;

Bu başlık 3 yıldan fazla bir süredir burada duruyor,sizin teorilerinizle taban tabana zıt olan Greenpeace arkadaşın yazısına hiçbir eleştiri getirmezken neredeyse tüm otoritelerin kabul ettiği en yaygın kanıyı dillendirdiğimde neden bu kadar karşı çıkıyorsunuz?
Diğer başlıklarda sizden farklı düşündüğüm için olmasın?

Ara
Cevapla
#12
(07-01-11, Saat:01:41:24 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Alıntı:J1 ile j2 kardeş olduğuna göre Semitik halkların bir kısmının zaten J2 taşıyıcısı olabileceğini neden gözardı ediyorsunuz ?

J1 ve J2 nin ayrışmasının Sümerlerin bölgeye gelişlerinden binlerce yıl önce gerçekleştiğini biliyoruz.Bu iki gruptan sadece J1'in semitik dillerle ilişkilendirildiği de biliniyor.Elbette J2'nin bir kısmı Semitiklerle gelmiş olabilir,ama genetik antropolojide J2 için yapılan en temel tanımlama bu genin Mezopotamyada çıktığı ve yayıldığıdır.Çoğunun Semitik göçlerden bağımsız,bölgenin yerli halkı olduğunu kabul etmek durumundayız.

Genetikte J1 ve J2 ile ilgili ilk araştırmalar yapıldığında bazıları J İbrahim peygamber j2 Yahudiler J1 de Araplar diyordu.Ama dillerle (ve halklarla) haplogroupları bu şekilde özdeşleştirmek doğru değil.Bir de şu var semitik dillerin kaynağı olarak Arabistan'ın güneyi gösterilirdi eskiden artık Levant bölgesi olduğu iddiası güç kazanıyor.Bu durumda Semitik göçlerin çok uzak bir bölgeden yapılmadığını gözönüne alarak Semitik halkların bir kısmının zaten j2 taşıyıcısı olabileceği şeklindeki iddiamda ısrarlıyım.

Yahudilerin neden J1den çok j2 taşıdığına ilişkin Yahudi asıllı bir üyenin dile getirdiği bir teori vardı yabancı bir forumda.Yahudilerin aslen Kenan ülkesine göç edip onların dilini benimseyen kafkasya kökenli Hurriler olabileceğini iddia etmişti kendisi.(Yani orijinal Yahudilerin semitik olmadıklarını)Bugün en çok j2 taşıyan halklar Kürtler,Ermeniler ve Yahudiler.Kürtler ve Ermenilerin yaşadıkları bölgenin en eski bilinen halklarının( Hatti-Urartu-Hurri) günümüzün kafkasyalılarıyla akraba oldukları bilinen bir gerçek.J2 taşıyıcıları muhtemelen Kafkasyalılarla akraba halklardı.




(07-01-11, Saat:01:41:24 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
Alıntı:Sümer genleri hangileri peki size göre ?

Sizin savunduğunuz tufanın Orta asya kökenleri olduğuna dair teori Muazzez Hoca'ya aittir.Kendisi kitaplarında Sümer medeniyetinin bölgede kendilerinden önce varolan henüz adını bile koyamadığımız ve haklarında çok az şey bildiğimiz yerli uygarlıklarla karışmasıyla meydana geldiğini kabul eder.
Bölgedeki J2'nin çoğunun bu adsız uygarlıklara ait olduğu çok açık,ama dilleri hesaba katıldığında Karabaşların farklı genlere sahip olabileceğini düşünebiliriz.Gerçi bölgeye -onca farklı göçe rağmen-günümüzde bile J2'nin hakim olduğu düşünüldüğünde Sümer döneminde bile sıradan bir Ur vatandaşının Karabaşlardan çok yerli genleri taşıdığını söyleyebiliriz.

Aslında bu soruyu sormak daha önce aklıma gelmemişti.Genetik araştırmalar bu kadar ilerlediği halde Sümerlerin nereden gelmiş olabileceğiyle ilgili kayda değer bir araştırma yapılmamış olduğunu farketmemi sağladı bu başlık.Sadece Genetik değil bunca arkeolojik kazıya dilbilimsel araştırmaya rağmen hala Sümer dilinin sınıflandırılamamış olması da yine ilginç bir konu.



(07-01-11, Saat:01:41:24 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Asıl Sümerlerin genlerini hakkında şu an elimizde hiçbir ciddi veri yok,ama dillerinin ve dolayısıyla genlerinin Dravid kökenli olduğunu kabul etsek bile bölgede ciddi bir hg H yada hg L olmadığı sonucuna varırız.
Aynı şekilde Türklerle akraba olduğunu varsaysak bile durum değişmeyecek,Q,N,C gibi grupların oranının herhangi bir ortadoğu ülkesinden farksız olduğu anlaşılacaktır.

Türklerin güney Sibirya kökenli olduğuna dair tezleri artık pek ciddiye almadığımdan olacak Sümerlerin Türklerle akraba olmak için Q,N ve C taşıması gerektiğini düşünmüyorum.Orta Asya bölgesinde Doğu Avrupa- Hindistan arasında en güçlü haplogroup R1a.R1a'nın Orta Asya'ya yayılışını batıdan gelen Hint-Avrupa yayılmasına bağlıyor bazıları ama durumda o bölgede hint-avrupa öncesine ait kafkas ırkından insanların taşıdığı bir haplogroup kalmıyor.
(07-01-11, Saat:01:41:24 AM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Son olarak;

Bu başlık 3 yıldan fazla bir süredir burada duruyor,sizin teorilerinizle taban tabana zıt olan Greenpeace arkadaşın yazısına hiçbir eleştiri getirmezken neredeyse tüm otoritelerin kabul ettiği en yaygın kanıyı dillendirdiğimde neden bu kadar karşı çıkıyorsunuz?
Diğer başlıklarda sizden farklı düşündüğüm için olmasın?

Gereksiz bir alınganlık içinde olduğunuzu düşünüyorum.Greenpace'in astığı yazıyı okumamıştım daha önce, şimdi de okumadım çok uzun ve sıkıcı bir yazı çünkü.

Diğer başlıklarda söylediğiniz şeylerin bir kısmına katılıyorum ben.Sizinle taban taban zıt şeyler savunuyormuşuz gibi konuşmuşsunuz.
************************************************************

Alıntı:Güney Irakda J1e'nin hakim konuma gelmesi son bin yıl içinde gerçekleşen Bedevi göçlerinin sonucu olduğundan konu dışıdır.

Alıntı:In 2008, scientists at Stanford University proposed that the presence of J1e throughout the Near East could be tied to the nomadic hunter-herders who have dotted the region for thousands of years. In the October 14 issue of the European Journal of Human Genetics, these same scientists – including 23andMe consultants Roy King and Peter Underhill and 23andMe scientist Brenna Henn – test this theory with a little help from the field of linguistics.

The authors analyzed the DNA of more than 500 men from nearly 40 locations throughout the Near East. While many of these men belonged to haplogroup J1e, there were small genetic variations within J1e based on exactly where these men lived. For example, J1e samples from Turkey were slightly different from those in Oman.

When the authors examined differences among the ancient peoples of the Near East, they discovered that the languages spoken in different parts of the region were quite distinct. Until the Arabic swept across the Near East more than 1,000 years ago, there were dozens of languages spoken in the region: Aramaic in Syria, Babylonian in Iraq, and Canaanite from Lebanon to Jordan. The majority of these tongues are now extinct, but all belong to the same Semitic language family, to which Hebrew and Arabic also belong.

The authors reasoned that the history of these ancient languages may be tied to that of the people who spoke them. The history of these ancient people could be deciphered further by examining their genetic ancestry via paternal haplogroup J1e.

The researchers’ combined analysis of the J1e types and the ancient Semitic languages revealed some startling results. The authors found that J1e arose in Anatolia (present-day Turkey), expanding southward toward Arabia 10,000 years ago.

Limited archaeological evidence supports such an expansion, when hunter-gatherer groups, using bow-and-arrow technology and with the help of domesticated dogs, headed south into the heart of the Near East. Soon after they began expanding, the hunter-gatherers took up herding, domesticating animals like cattle and goats.

The linguistic evidence lends additional support. The common ancestor of all Semitic languages, called proto-Semitic, originated about 7,500 years ago, just as J1e was expanding. More importantly, the spread of proto-Semitic coincides with the spread of hunter-herders across the Near East.

So what does all this mean? The expansion of haplogroup J1e is closely tied to the expansion of the Semitic languages. And they are both linked to the expansion of hunter-herders, who journeyed from Anatolia southward into Arabia thousands of years ago. We now know just a little bit more about the ancient history of this fascinating region.
Ara
Cevapla
#13
(09-01-11, Saat:12:02:47 PM)suleriz Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Genetikte J1 ve J2 ile ilgili ilk araştırmalar yapıldığında bazıları J İbrahim peygamber j2 Yahudiler J1 de Araplar diyordu.Ama dillerle (ve halklarla) haplogroupları bu şekilde özdeşleştirmek doğru değil.Bir de şu var semitik dillerin kaynağı olarak Arabistan'ın güneyi gösterilirdi eskiden artık Levant bölgesi olduğu iddiası güç kazanıyor.Bu durumda Semitik göçlerin çok uzak bir bölgeden yapılmadığını gözönüne alarak Semitik halkların bir kısmının zaten j2 taşıyıcısı olabileceği şeklindeki iddiamda ısrarlıyım.
Başta da söylediğim gibi,J2 grubunun Judeo-Aramaic dillere kaynaklık ettiği doğru değil,aslında astığınız yazıda da proto-Semitic diller doğrudan J1e ile ilişkilendiriliyor;

Alıntı:The linguistic evidence lends additional support. The common ancestor of all Semitic languages, called proto-Semitic, originated about 7,500 years ago, just as J1e was expanding. More importantly, the spread of proto-Semitic coincides with the spread of hunter-herders across the Near East.

So what does all this mean? The expansion of haplogroup J1e is closely tied to the expansion of the Semitic languages. And they are both linked to the expansion of hunter-herders, who journeyed from Anatolia southward into Arabia thousands of years ago. We now know just a little bit more about the ancient history of this fascinating region.

Semitik dillerin kökenini Anadolu ve Levanta çeken teori henüz çok yeni,ama doğru da olabilir.Her iki haplotype arasında alışverişin bu denli yoğun olması da coğrafi olarak çok normal.

(09-01-11, Saat:12:02:47 PM)suleriz Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Yahudilerin neden J1den çok j2 taşıdığına ilişkin Yahudi asıllı bir üyenin dile getirdiği bir teori vardı yabancı bir forumda.Yahudilerin aslen Kenan ülkesine göç edip onların dilini benimseyen kafkasya kökenli Hurriler olabileceğini iddia etmişti kendisi.(Yani orijinal Yahudilerin semitik olmadıklarını)Bugün en çok j2 taşıyan halklar Kürtler,Ermeniler ve Yahudiler.Kürtler ve Ermenilerin yaşadıkları bölgenin en eski bilinen halklarının( Hatti-Urartu-Hurri) günümüzün kafkasyalılarıyla akraba oldukları bilinen bir gerçek.J2 taşıyıcıları muhtemelen Kafkasyalılarla akraba halklardı.

Hiksosların Hurri kökenleri olabileceğine dair eski ama kabul görmeyen,artık teorinin sahinin bile vazgeçtiği bir teori vardı;
Alıntı:The German Egyptologist Wolfgang Helck once argued that the Hyksos were part of massive and widespread Hurrian and Indo-Aryan migrations into the Near East. According to Helck, the Hyksos were Hurrians and part of a Hurrian empire that, he claimed, extended over much of Western Asia at this period. Most scholars have rejected this theory and Helck himself has now abandoned this hypothesis in a 1993 article.
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Ama artık Kenan dan göçetmiş Semitler olduklarını biliyoruz.
Forumda sanırım Hiksos teorisini anlatmaya çalışmışlar,Hurriler kısmını çıkarırsak bu teori son derece önemli,benimde inandığım bilgiler içerir.Gerçekten de Yahudilerin Mısır macerası Hiksoslarınkine çok benzer,artık Hiksosların Kenan dan geldiğini ve Semitik olduğunu bilidiğimize göre teorinin doğruluk payı da oldukça yükselmiş görünüyor.

Alıntı:Aslında bu soruyu sormak daha önce aklıma gelmemişti.Genetik araştırmalar bu kadar ilerlediği halde Sümerlerin nereden gelmiş olabileceğiyle ilgili kayda değer bir araştırma yapılmamış olduğunu farketmemi sağladı bu başlık.Sadece Genetik değil bunca arkeolojik kazıya dilbilimsel araştırmaya rağmen hala Sümer dilinin sınıflandırılamamış olması da yine ilginç bir konu.

Bunun sebebi arkeogenetik tekniklerinin y-DNA'da mt-DNA'ya göre çok gerilerde olması.Haplogroubu belirlenebilen eski örneklerin çoğunun mt-DNA olmasının sebebi de budur.20-30 sene sonra biliminsanlarının eli çok daha rahatlayacaktır.Cinsiyet ayrımcılığı yaptığım düşünülmesin,ama erkek egemen bir topluluktaki hareketlenmeleri doğru anlayabilmemiz için y-DNA'nın mt-DNA'dan daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Dil konusunda size katılıyorum.

Alıntı:Türklerin güney Sibirya kökenli olduğuna dair tezleri artık pek ciddiye almadığımdan olacak Sümerlerin Türklerle akraba olmak için Q,N ve C taşıması gerektiğini düşünmüyorum.Orta Asya bölgesinde Doğu Avrupa- Hindistan arasında en güçlü haplogroup R1a.R1a'nın Orta Asya'ya yayılışını batıdan gelen Hint-Avrupa yayılmasına bağlıyor bazıları ama durumda o bölgede hint-avrupa öncesine ait kafkas ırkından insanların taşıdığı bir haplogroup kalmıyor

Bölgede R1a özellikle Kırgızistanda %60'lara varıyor,ama batılılar bu genin Orta asyada önceden varolan Kuşhanlar,Yüeçiler,Tokarianlar,Baktriyalılar,Sogdlar gibi Hint-Avrupalı halklara ait olduğunu savunuyorlar.Ben bölgede yapılan araştırmaların şu an için çok yetersiz olduğunu düşünüyorum,o yüzden net konuşmak çok zor.

Türklerin C,Q,N ile ilgilerine gelince,bu genleri genel kabul gördükleri için yazdım,yoksa bana sorarsanız-sizin aksine diller ve genler arasında bir ilgi ararım-Türkçe ve Moğolcanın aynı dil ailesine bile girmesi hata kabul edilmeli,Turki gruplarda hg.C arama anlamsızlığınaysa son verilmelidir.
Eğer Türk dilleri Moğol dilleriyle aynı kökü paylaşmıyorsa-ki araştırın öyle olmadığını göreceksiniz-o halde Türkçe C ile değil,Q,N, hatta R1a ile bile ilişkilendirilebilir,proto-Türkçe R1a'nın izole bir grubu arasında da yeşermiş olabilir.Dna-dil ilişkisine katılmasanız da R1a hakkındaki görüşlerinizle bu tez birebir örtüşüyor sanırım.

Aslında Türklerle ilgili Anadolu ve Orta-asyada yapılmış tüm araştırma sonuçlarını toplamıştım,ama bu başlık bu konu için pek uygun değil sanırım.
Ara
Cevapla
#14
(13-01-11, Saat:23:38:02 PM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Bunun sebebi arkeogenetik tekniklerinin y-DNA'da mt-DNA'ya göre çok gerilerde olması.Haplogroubu belirlenebilen eski örneklerin çoğunun mt-DNA olmasının sebebi de budur.20-30 sene sonra biliminsanlarının eli çok daha rahatlayacaktır.Cinsiyet ayrımcılığı yaptığım düşünülmesin,ama erkek egemen bir topluluktaki hareketlenmeleri doğru anlayabilmemiz için y-DNA'nın mt-DNA'dan daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Dil konusunda size katılıyorum.

Ben aslında kazılarda ortaya çıkarılan insanlardan elde dilen dna örneklerinden çok bugünkü Irak civarında yaşayan insanların DNA'larından yola çıkarak Sümerlerin kökeniyle ilgili bilgi elde edilebileceğini düşünmüştüm.Bu konuda yapılmış bir çalışma var mı bilmiyorum.Kalıntılardan elde edilen eski insanlara ait DNA'larla yapılan genetic testlere pek güvenmiyorum.Neden derseniz genelde kalıntıların bulunduğu bölgelerde günümüzde çok az görülen haplogrouplar çıkıyor.


(13-01-11, Saat:23:38:02 PM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Bölgede R1a özellikle Kırgızistanda %60'lara varıyor,ama batılılar bu genin Orta asyada önceden varolan Kuşhanlar,Yüeçiler,Tokarianlar,Baktriyalılar,Sogdlar gibi Hint-Avrupalı halklara ait olduğunu savunuyorlar.Ben bölgede yapılan araştırmaların şu an için çok yetersiz olduğunu düşünüyorum,o yüzden net konuşmak çok zor.

Orta Asyada geçmişte yaşayan halklar Türk ya da Hint-Avrupalı olmak zorundaymış gibi değerlendiriyoruz genelde.Ama bu bölgede iki gurubu da dilsel ve kültürel olarak etkilemiş,henüz günyüzüne çıkmamış halklar da yaşamış olabilir.Şu an için Orta Asyadaki tüm r1a taşıyıcıları Türkleşmiş Hint-Avrupalı diye değerlendiriliyor çünkü bir kere R1a Hint-Avrupa geni diye etiketlendi.

(13-01-11, Saat:23:38:02 PM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Türklerin C,Q,N ile ilgilerine gelince,bu genleri genel kabul gördükleri için yazdım,yoksa bana sorarsanız-sizin aksine diller ve genler arasında bir ilgi ararım-Türkçe ve Moğolcanın aynı dil ailesine bile girmesi hata kabul edilmeli,Turki gruplarda hg.C arama anlamsızlığınaysa son verilmelidir.
Eğer Türk dilleri Moğol dilleriyle aynı kökü paylaşmıyorsa-ki araştırın öyle olmadığını göreceksiniz-o halde Türkçe C ile değil,Q,N, hatta R1a ile bile ilişkilendirilebilir,proto-Türkçe R1a'nın izole bir grubu arasında da yeşermiş olabilir.Dna-dil ilişkisine katılmasanız da R1a hakkındaki görüşlerinizle bu tez birebir örtüşüyor sanırım.

Altay dilleri konusu tartışmaya açık bir konu.Kimi dilbilimciler Türkçe-Moğolca arasındaki benzerlikleri aralarında genetik bir ilişki olmasından çok uzun süre yanyana konuşulmaları dolayısıyla birbirlerini etkilemiş olduklarına yorar. Dil ailesi yerine bu dillerle ilgili dilbilimde 'Schprahbund' denilen dil takımı gibi bir sınıflandırma yapılabileceğini söyler.Ben bu görüşe inanıyorum.

Türkçe Ural dilleri ve Moğolca arasında bir yerde olduğundan genetik olarakta Türkler Kuzeyde N Güneyde R1a batıda R1b doğuda C ile temsil edilebilir.Türk geni diye bir şey olmak zorunda değil.''C'' nin çok sık rastlandığı Kazaklar gibi Türki halklar muhtemelen Moğol asıllı.Fiziksel antropolojiye göre de Kazaklar daha batıda yaşamalarına rağmen Çin'de yaşayan Uygurlardan bile daha Mongoloid görünüme sahipler.



(13-01-11, Saat:23:38:02 PM)gerdenbend Nickli Kullanıcıdan Alıntı: Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Aslında Türklerle ilgili Anadolu ve Orta-asyada yapılmış tüm araştırma sonuçlarını toplamıştım,ama bu başlık bu konu için pek uygun değil sanırım.

Başka bir başlık açabilirsiniz. Forumda bir yerlerde bu konuyla ilgili başlıklar olması lazım.


Ara
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Göktürk projesi için erteleme kararı Kueen 0 315 10-04-08, Saat:09:31:02 AM
Son Yorum: Kueen
  Şaşırtıcı bulgu: Koşmak için yaratılmışız! Alptekin 0 451 14-03-07, Saat:12:01:44 PM
Son Yorum: Alptekin

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Yukarı Git