Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
erguvaniler-türkiye'de iktidar doğanlar-gökyüzü tayfun er
Yazar Konu
#1
getimageV2.asp?resimkod=118750&boyut=185

erguvaniler/türkiye'de iktidar doğanlar
gökyüzü tayfun er


Bu kitap; modernleşmenin öyküsünün, Türkiye'de kimin kiminle akraba olduğunun, "seçkin" ve "başarılı" kılınanların tek bir ailenin mensupları olduğunun, Türkiye'deki gizli soylu sınıfın, saklanan kast sisteminin ve onun, örtülü ilişkiler ağının komplo teorilerinin dışında, sosyal ve doğa bilimlerine kazandırılan kavramlarla anlatımıdır.
bazı başlıklar:
Zincirde bir simge isim ve bağları
Germirli hepsi bir yerli
Koç'un örümcek ağları
Picasso atlı köşke gelmezdi
Çetin Altan 47 yaşında
Ara
Cevapla
#2
kitabın kapağını da gördüm elim ayağım titiriyor kalbim ramazan davulu gibi atıyor..h.sonu mutlak almam lazım...
Ağlamadan
Dillerim dolaşmadan
Yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
Şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
Üzerime yüreğimden başka muska takmadan
Konuşmak istiyorum..


İsmet Özel..
Ara
Cevapla
#3
kapak resmi guzel olmus.
al üstüne mor giymiş
körkuyularda /körkuyularda
sevdadan delirmiş.
düşlerde
kaldın.
karasevda, Behcet Aysan
Ara
Cevapla
#4
Yazar Tayfun Er, Türk modernleşmesinin ve modernleştiricilerin öyküsünü anlattığı “Erguvaniler* -Türkiye’de iktidar doğanlar” kitabında, Türkiye’de kimin kiminle akraba olduğunun, ‘seçkin’ ve ‘başarılı’ kılınanların aslında tek bir aileye mensup olduğunun, Türkiye’deki gizli soylu sınıfın, saklanan kast sisteminin ve onun, örtülü ilişkiler ağını komplo teorilerine pirim vermeden, bilimsel kavramlarla tarihin tozlu tavan arasından çekip çıkarıyor.

Türkiye’de son beş yıldır örtülü bir tartışma yaşanıyor. Zaman zaman popüler kimlikler üzerinden yüzeye çıksa da genellikle “derinden” süren bu tartışmanın genel çerçevesi Türkiye’nin iki yüz yıllık yakın tarihine siyaseten “nüfuz” etmiş aileler etrafında dönüyor. Bu yönüyle de başta magazin dünyası olmak üzere, “derin” bir iştahla ötekini merak eden siyasi ve sosyal çevrelerin bilgi açlığını giderecek boyutta malzeme üreten bir alan. İşte tam da bu noktada bu önemli tartışma bir gerçeğin anlaşılmasından çok, on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir merakla birbirinin geçmişini eşeleyen insanların çıkardıkları gürültüye kurban gidiyor.

Son dönemde bu konuda yazılıp çizilenlerin genellikle bir noktaya, Sabetayizme odaklanması da, çarpıtılmış gerçeğin düz bir yalandan daha tehlikeli olabileceğini gösterdi bize. Ya izahat türünden, ya da bir çeşit ötekileştirme aracı olarak kullanılabilecek, toplumsal hafızayı felç edecek türden yayınların çeşitliliği, siyasi, etnik ve sınıfsal aidiyetlere göre geniş bir yelpazeye sahip olsa da yarattığı sonuçlar açısından konuyu daha da karmaşıklaştırdı diyebiliriz. Zaten ülkede bütün yolların tutulduğu, dolayısıyla tutulacak başkaca yolun kalmadığı türünden bir yanılsamayla; toplumsal çürümenin oluşturduğu giz perdesini daha da kalınlaştıracak sonuçlar doğuran bu çalışmaların sunulma biçimi ve zamanlamaları da ayrıca tartışılmaya değer bir konu.

Geçtiğimiz hafta okuyucuyla buluşan Erguvaniler, bütün bu kavramların oluşturduğu karmaşayı, giz perdesini ve bir anlamda kavramın kendisi etrafında dönen tartışmaların perdesini aralayıp okuyucuyu aklıselimle buluşturan uzun soluklu bir emeğin ürünü olarak raflardaki yerini aldı. “Erguvaniler: Türkiye’de iktidar doğanlar” adını taşıyan ve Duvar Yayınları’ndan çıkan kitabın yazarı, Gökyüzü mahlasıyla ‘sandal forum’ da yazdığı çarpıcı yazılarla bilinen Tayfun Er.

Erguvana doğanlar...

Tayfun Er, bir mühendis yazar. Teorisyenliğe mesafeli duran bir “kuramcı”. Ve ikisinin arasındaki ince ayrıntıyı görmenizi sağlayacak kadar da incelik koleksiyoncusu. Tayfun Er’in bir iddiası var. Ve bu iddiasını satır satır kanıtladığı kitabında, aktardığı çetrefilli ve bir o kadar da önyargıya kurban gitme olasılığı bulunan konuyu sabırla çekip çıkarıyor tarihin karanlık sayfalarından. Ve günümüzün medya, siyaset ve iş dünyasına tutuyor projektörünü. İki yüz yıldır değişmeyen iktidar yapısını söylence olmaktan çıkarıp ete kemiğe büründürerek önünüze koyuyor: “Bizans’ta imparatorların çocukları; erguvan renkli sarayda, erguvan rengindeki odada doğuyordu. Bu çocuklar Porphyrogenitos (πορφυρογέννητοςGöz Kýrp yani “erguvan doğmuş” ya da “erguvan içinde doğmuş” unvanı alıyorlardı... Erguvan renginin soyluların rengi olması, bu sınıfın beğenisinden değil ekonomik kökenindendir. Erguvan, Antik Çağ’da kırmız böceğinden elde edilen kırmız renginin bir türevi olarak elde edilebiliyordu. Bir böcekten ancak birkaç damla renk maddesi elde edilebiliyordu. Üretim de karmaşık ve çok masraflıydı. O yüzden erguvan rengi giysi giymek son derece pahalıydı; dolayısıyla sadece en üst sınıfın giysilerinde bu renk görülebiliyordu.”

Hep aynı iktidar mı?

Erguvaniler, içeriği ve yöntemi bakımından bir ilk kitap olma özelliği taşıyor. Hem çözümlemeci bir yaklaşım sergilemesiyle işlediği konuyu berraklaştırması hem de bir önermede bulunması bakımından, içeriğinden dolayı aynı kategoride değerlendirilebilecek kitaplardan ayrı bir yerde durduğunu söylemek yanlış olmaz. Tayfun Er, “Kavramak, değiştirmek için gereklidir.” diyor ve ekliyor: “Tanzimat-İttihat-Cumhuriyet’i bir üçleme olarak görüyoruz ve Türkiye’nin dünden bugüne yönetici sınıfını, elitlerini de eupatrid olarak nitelendirip, bu insanların birbirleriyle olan akrabalıklarını, bağlarını, benzerliklerini kısacası ortak paydalarını sistemi anlamanın anahtarı olarak yazmaya çalışıyoruz. Abartarak söylersek, yöneticiler, elitler, öne çıkanlar, "başarılı" olarak kabul edilenler hep akraba, tanıdık. Abartmadan söylersek mutlak olarak bir ortak paydaya sahipler.

Kapitalizmin her türüne itirazımız başka bir düzlem, ama mevcut kapitalizm de kurallarına göre işlemiyor. Bu haksızlığın haksızlığına ayrıca itirazımız var; yazdıklarımız itirazımızın dillendirilmesi ve delillendirilmesidir. İddiamız, dünden bugüne bu ülkede örtük bir “kast sistemi” olduğudur. Mehmet Ali Aybar, mensup olduğu aileyi anlatırken "bey takımı "diyor.

Böyle de adlandırılabilir, ancak yetersiz ve bunun ötesinde de gerçeğin üstünü örten bir ifade olacağı için “kast sistemi” demek daha uygun geliyor. Bu kast sistemini anlamadan ne dünü ne bugünü anlamak mümkündür ne de –böyle bir iddiası olanlar için- gerçekten muhalif olunabilir...”

Tarihi doğru anlamak...

Erguvaniler, Türkiye’deki iktidar kavramı üzerine sıklıkla tartışıldığı şu günlerde dikkatle okunması gereken bir kitap. İçeriği bakımından yüzlerle ifade edilebilecek nüfuzlu isimler ve bu isimlerin şaşırtıcı aile ilişkileri, belki de ilk kez bu denli özenli ve amacına yönelik kavramlarla inceleniyor. Tayfun Er’in Erguvaniler hakkında bize sunduğu önerme ve yöntem, yüzlerce şaaşalı isim üzerine odaklanıp, medyanın enformatik cehalet sularında kaybolmadan çetrefilli bir kavramı anlama olanağı sunuyor: “Tarihi, dünü ve bugünü anlamak açısından erguvaniler faktörünü koymadan tarihin denklemini doğru kuramazsınız. Erguvaniler bu denklemde bir katsayıdır ve mutlaka sonuca etkili olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Tarihin anlaşılabileceğine, çözümlenebileceğine inanan birisi olarak tarihin –ezilenlerin yararına okumak açısından- eupatrid dediğimiz bu “büyük aile” ilişkilerini anlamadan eksik ve hatta yanlış okunabileceğine inanıyoruz...”

Erguvanilerin ana omurgasını oluşturan söylem, kitabı okuyup bitirdiğinizde de peşinizi bırakmayan bir dile dönüşüyor. Televizyonu açıyorsunuz, ana haberleri, moda tabirle prime time programlarını, siyaset tartışmalarını, iktidar kavgalarını, üniversiteleri, halkı, cinayetleri, gençleri; kısaca tepişen “eupatridlerin” altında ezilen top yekun bir ülkeyi izliyorsunuz. Ve izlemekten yorulduğunuzda bütün bu olup biteni, modernleşmenin hala sürdüğünü fısıldıyor size Erguvanilerin dili.

Yusuf Yavuz

* Erguvaniler- Türkiye’de iktidar doğanlar. Tayfun Er (Gökyüzü) Duvar Yayınları- 1. Baskı Nisan 2007
Ara
Cevapla
#5
erguvaniler kitabının kapağını gösterdiler programda da içeriğinden neden bahsetmediler anlamadım. biraz kitaptan bahsedilseydi keşke. bence çok değerli bir çalışma olmuş. herkesin okuması lazım. kalemler kılıçlar programını izleyenlere şiddetle tavsiye ederim.
Ara
Cevapla
#6

Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.




Erguvaniler-Türkiye'de İktidar Doğanlar / Tayfun Er Editör: Hakan Balpetek

Kapak Tasarımı: Kemal Buluş Grafik: Fuat Akdenizli, Tolga İriyarı

Dizgi-Baskı: Etki Matbaacılık Ltd. Şti.

Mürsel Paşa Cad. 1266 sokak No:4/A Basmane / İZMİR

Tel:0 (232) 482 09 00

Sertifika No: 0905-35-000649



1. Baskı: Nisan 2007

2.Baskı: Mayıs 2007

3.Baskı: Mayıs 2007

ISBN 975-00387-2-3



Duvar Yayınları • 853 Sokak No: 13 P-10 Özyurtsever İşhanı * Kemeraltı/İZMİR

Tel: O (232) 484 88 68 - 445 84 15 Faks: O (232) 484 88 68

e-posta: duvarkitabevi@hotmail.com





***



Tayfun Er (1962)

Balıkesir-Gönen'de doğdu. İlkokulu Bandırma Vecihibey İlkokulu'nda, ortaokul ve liseyi İzmir Karataş Lisesi'nde okudu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde lisans (İnşaat Mühendisliği) ve yüksek lisans (Deniz Yapıları) eğitimi gördü.

gokyuzutayfuner@gmail.com





***





İÇİNDEKİLER





Sunuş I



Önsöz III



GİRİŞ 13



I.BÖLÜM: Zincirde Bir Simge İsim ve Bağları : 25

EK: Germirli Hepsi Bir Yerli : 119



II.BÖLÜM: Koç'un Örümcek Ağları : 137

EK-1 : Picasso Atlı Köşke Gelmezdi : 183

EK-2 : Çetin Altan 47 Yaşında! : 193

EK-3 : Kravatının Rengi Yanlış Gazeteci : 201



III.BÖLÜM: Bir Nirengi: Keçecizade : 207

EK : Kaplumbağa Terbiyecileri : 265





KAYNAKLAR : 303

FOTOĞRAF KAYNAKÇASI : 313

İSİM DİZİNİ : 336



***



SUNUŞ



Genelde bilimin ve yaratıcı çalışmanın gelişmesi iç özgürlük diyebileceğimiz bir durumu gerektirir. Bu tür bir özgürlük toplumsal önyargılardan, otoriteden bağımsız bir düşünce tarzını ve felsefi olmayan rutinler ve alışkanlıkları dışlayan bir tavrı içerir.

İç özgürlük doğanın nadir armağanlarından biridir.

Bu kitabın yazarının değeri bütün verili bilginin dışında özgür kalabilme yeteneğindedir. Her gerçek özgürlük nihilizm ya da şımarıklık gibi bir başıbozukluktan değil, sorumluluk dürüstlük ve spontanlıktan çıkar.

Dünyamızda gittikçe yeri azalan dürüstlüğe hala tutunmaya çalışan çizgi dışı bir mühendistir Tayfun Er...

Bu kitaba ait ilk bilgilerin oluşturulmasında; yaşadığı kentin, İzmir'in tarihini, mesleki bir merakla yapıların geçmişini, öyküsünü öğrenme isteği vardır. İzmir'in köklü aileleri arasındaki ilişkileri bu arada hisseder. Olaylara bilimsel bakabilmek şüpheciliği de gerektirir; ve şüphecilik doğruluk sevgisinin bir başka yüzüdür. Daha çok anı kitapları, biyografiler okurken, giderek ne okursa içindeki bu unsurlara dikkat etmeye ve önünde beliren ilişkilere mühendis kafasıyla işaret koymaya başlar.

Mühendis Kafası, geleneklerden kopabilme yeteneği, zihniyet kalıplaşmalarının dışına çıkabilme özelliği demektir. Ne var ki çoğu mühendis de matematiksel olanın içinde kalır. Geleneklerden kopabilme yeteneğine mizah duygusu, insan duyarlığı ve toplumsal bakışı içerebilen mühendis azdır ve bunu becerenlerin edebiyat ve sosyal bilimlerde önemli imzaları vardır.

Tayfun Er, internet sitesinde Mavera forumunda Gökyüzü imzasıyla ilk bulgularını yayımlar. 1999-2000 yılları henüz konunun gündeme gelmediği bir dönemdir. Rekor sayılabilecek ziyaretçi akınına uğrar. Yazıları okundukça sorumluluk duygusu artar ve neredeyse kendini bu konuya adar. Birçok mail almaktadır: Kimi hayranlığını, kimi ise ancak bu kadar şeyi bir MİT ajanının bilebileceğini söylemektedir. Bunu duyanlar MOSSAD da olabileceğini, daha makul olanlar cemaat içinden olabileceğini iddia ederler. Bu arada sitedeki çoğu bilgiler isim zikredilmeden kendi bulgularıymış gibi best-seller yazarları tarafından yağmalanmıştır. Bu tavır Yeni Harman dergisinde copy-paste'lerin efendisi olarak belgelenmiştir. (Kastedilen “Soner Yalçın”dır, KŞ)

Tayfun Er’in yazar kişiliği, yüksek inşaat mühendisi kişiliği gibi davranmış, bu konu üzerine rant sağlamak isteyenlerin ne tehdidine ne de rüşvetine dönüp bakmıştır.

Gürkan Hacır'ın davetiyle Yeni Harman'da başladığı yazıları yazarlığında yeni bir dönem olur. Yazıları bir yanıyla "kim kimdir?" türü bir başvuru kaynağı olarak da okunan Tayfun Er, konusunu yeni bilgilerle ve kavramlarla din-etnisite ekseninden iktidarın sürekliliği düzlemine taşıyarak yeni bir paradigma kurmuştur.

Erguvaniler kitabı bu sürecin ürünüdür. Kitabın alt başlığı sınıfsal bir vurgu taşıyor: Türkiye'de İktidar Doğanlar. Sergilediği ilişkiler ağıyla okurlarına, kaderin derinliklerine yuvarlanmak yerine isyanın yokuşuna tırmanma azmini kendisi üzerinden okuruna gösteriyor.

Bilginin bazen sağanak, bazen bombardıman şeklinde üzerimize geldiği bir dönemde biriktirmek ve yığmak yerine seçerek, filtre ederek yan yana getirmek önem kazanıyor. Düşünsel üretkenlik ve yaratıcılık bir basitin içindekini fark etme pratiğidir.

Bu açıdan Erguvaniler yeni bir kavram, filtre ve yeni bir bilgidir. Elinizdeki bu çalışma her şeyden önce bir yöntem kitabıdır. Yöneten-yönetilen ilişkilerindeki tarihsel örgüyü ortaya koyuyor. Zaman zaman doğa yasaları, toplum yasalarıyla koşutluklar oluşturarak olaylar arasındaki bütünlüğü kurmamızı sağlayacak bir omurgayı hedefliyor.

Unutturulmaya çalışılan sınıfsal bakışın, bilimsel metodlardan yararlanıldığı sürece önünün nasıl açıldığını bize gösterirken, Tayfun Er duygularını da saklamıyor ve yönetici sınıfı adeta bir köşede kıstırıyor, üzerine gidiyor ve müthiş bir fikr-i takip, hayatlarının her kesitinden toplanmış bilgi parçalarıyla yüzlerce biyografi ve anı kitabını birbirine bağlayarak onun neredeyse tek ve büyük bir aileden ibaret olduğunu başarıyla ortaya koyuyor. "Kahrolsun" yerine anlamayı esas tutuyor. Çünkü anlamadan değiştirmenin öteki uçta benzerini yarattığını biliyor.

Özellikle teori ve ahlak yazanların, yazdıklarıyla yaşamı arasındaki tutarlılık, eleştiri ve değerlendirmede benim en önemli kriterim olmuştur. Tayfun Er arkadaşım, konusuna sevgiyle, tutkuyla ve de en çok da dürüstlükle yaklaştığı için bu konuyu ilk gören ve yazan olma onurunu Erguvaniler kitabında kalıcılaştırmış oluyor.

Hasip Akgül



***



Anam,

Ben topaç çevirirken sokakta,

Benim güzel oğlum,

Paşa olacak derdi...

Halbuki ben hala

topaç çeviriyorum sokakta.

(Rüştü Onur)





anneme…



***



ÖNSÖZ



"Onlar aşkın ve hayatın havarileri, büyük serüvencilerdi.

Onlar, bu ihtiyar cadının maskesini parçalamak ve yeryüzü denilen cenneti bize

sunmak istediler. Bütün ömürleri bu kavgayla geçti. Ne adları vardı onların, ne

ulusları, ne dinleri ne de anıtları



Ama biz onlar için ölüm fermanları hazırlayıp görkemli mangalar kurduk. Savaşlar

Açtık peşpeşe. Kentleri ele geçirip vahşi birer hayvan gibi avladık onları. Nerde

görülseler kurşuna dizdik ve süslü kemerler yaptık onların kafa derilerinden. Biz

cellattık ve tarih suratımıza tükürürken, bir kez bile bağışlanmayı istemedi onlar..."

(Ahmet Telli)



Bu kitapta Antik Yunan'dan beri söylenegelen ancak hep kavramsal düzeyde algılanmaktan öteye geçemeyen "Oligarşi"yi, somutlanmaya çalışılan haliyle, yani dünden bu güne Türkiye'deki "anıt sahibi" iktidar mensuplarının "büyük adları" ve "büyük bağları"yla okuyacaksınız.

Kimin kimle ne gibi bir bağı olduğu bilgisi ideolojik ve siyasi açıdan hedeflenmezse malumatfuruş olmaktan öteye gitmez. Bilgiyi yorumlayabilmek ancak fikir oluşturabilir. Yıllar önce bir tez atmıştım ortaya, "oligarşi tek bir aileden gelir" diye. Bunu göstermek için, metodoloji olarak çok zahmetli bir yol olan ilişki ağlarını bulmayı seçtim. Onun dışında, kim kimin nesi olur, ispat ve metodoloji dışında zerre kadar umurumda değildir, "...kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil, kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana" diyor bir şiirinde Turgut Uyar. Bu kadar akrabalık araştırması yapmış birisi olarak, bu dizelere ironi olsun diye değil içtenlikle katılıyorum.

Oligarşinin, nihai noktada kültürel/etnik/dini kimliği beni hiç ilgilendirmiyor. Ancak öne çıkan özelliklerden gördüğüm ne varsa onu vurgulamaya çalışıyorum. Gerçek benim zihnimden bağımsız olarak vardır diyen felsefi akımı yani materyalizmi savunuyorum. Bütün bu kimlikleri görmemek, bu kimliklerin olmadığı anlamına gelmez. Ayrıca vurgulanan bazı aidiyetler sadece üst yapı kurumları içinde değerlendirilemez; hayatın her alanını kapsayan bir kültürel kodlama, zihinsel algılama ve aidiyettir de aynı zamanda.



Benim oligarşiyle ezilenler adına bir “sorunum” var. Kişisel bir sorun değil bu. Kitapla ismi geçen hiçbir kimseyi şahsen tanımıyorum. İsmi geçen tarihsel şahsiyetlere, örneğin, Tevfik Fikret ve Suat Derviş, gibilerine sempatim de var, ama bu kişisel bir sempati-antipati meselesi değildir.

Bu kitabın hazırlanma sürecine gelince... İçerdiği bilgilerin bazıları 2000-2003 arası parça parça yazıldı ve İnternet'te yayınlandı. Yeni Harman'a yazmaya başlayana kadar da hiçbir yerde, hiçbir yazı yazmadım. Bütün bu yazıların kitap olması özel nedenlerden dolayı gecikti. Bu arada bütün bu bilgilerin, yöntemin, orijinal tezlerin ve hatta üslubun kurtlarla birlikte uluyan çakallar tarafından çalındığını duydum; duydum diyorum çünkü o kitapları okumadım. Katil yetiştiren, insanlık düşmanı katilleri aklayan dizilerden kanlı paralarla şöhret yapan sahibinin sesi bu tiplerin ellerine en son Hrant Dink'in kanı bulaşmıştır. Tarihin yargısı ve tokadı güçlüdür...

Bütün bu -az sayıda kişinin okuduğu eski yazılardaki-bilgilerin dışında yepyeni bilgiler ekleyerek ve asıl önemlisi vurgulamak istediğim şeyi yani "iktidarın sürekliliği" kavramını belirgin hale getirecek şekilde bir kurgu yaparak, birinci kitabı hazırladım. Bu kitabın dışında devamı sayılabilecek-iki kitap daha çıkaracağım. O kitaplar "iktidarın sürekliliği" kavramını daha da netleştireceklerdir. Bu kitaplar birbiriyle ilgili ama aynı zamanda da bağımsızdırlar. Kavram açısından süreklilikleri olacak, ama kendi içlerinde de tek başına bağımsız olarak okunabileceklerdir.

Tek kitap yapsaydım, konunun genişliği nedeniyle fazla hacimli bir kitap olacaktı. Konu oldukça yoğun olduğu için, bütün bu anlatılanların tek bir kitapta okunması, dolayısıyla anlaşılması da zor olacaktı. Kurgum, üç basamaktan oluşan zincire de uygun üç kitaptan oluşan bir formattır.

Kitapta referans verme zorunluluğu ile okuma güçlüğü yaratma arasındaki çelişki nedeniyle, kendimce bir referans verme düzeni oluşturdum. Bir tek kişinin bile bilgisini çalmamak ile aynı sayfada onlarca referans vererek okuma iştahını kaçıracak düzen arasındaki hassas çizgiyi yakalamaya çalıştım. Metin ile kaynaklar tamamen paralel gitmekte olup, merak eden okuyucu böylece hangi bilginin nereden alındığını anlayabilecektir.

Soyağacı şeklinde bazı şemaların neden olmadığı sorulabilir. Bu bir aile araştırması olmadığı ve bahsettiğim kişilerin bazı yakınlarını tarihsel anlamda önemli görmediğim için yazmadım. Dolayısıyla bir şecere çıkarmak yanlış olacaktı.

Adetten olsun diye değil, içten olarak teşekkür borçlarım var.



Ancak vefalı bir kardeşin yapabileceği şekilde hep yanımda olan Yaşar Taşkın Koç, bu dünyaya iyilik saçan bir insandır. Kitap Şenliği'ne konuşmacı olarak çağırıldığım Kaş’taki

dostlar (Yusuf Yavuz, Recep İlhan, Sunder Erdoğan, Can Kahvecioğlu) yıllarca karşılıksız bir şey yapmanın "enayilik" dışında da bir şeyler yaratabileceğini -bir kez daha-bana gösterdiler. Senelerdir "Sandal" için ödeme yaparak yayında olmasını sağlayan, Temmuz sıcağında İdris Küçükömer’in mezarına bir demet çiçek koymak için eşini, çocuğunu bırakıp benimle gelen Melih Arsun'un; bilgisiyle Sandal’a çok şey katan Savaş Dost'un, Yeni Harman'dan Gürkan Hacır ve Rüştü Paşaoğlu'nun; beni hep yüreklendiren ve her daim sosyalist fişek Hüseyin Çevirgen'in; parlak zekası ve kardeşliğiyle destek veren Atilla Özgün'ün; yılların eskitemediği arkadaşım Meral Uyar'ın; dostlukları benim için çok önemliydi. En başta Kemal Buluş ve sonra Fuat Akdenizli, Tolga İriyarı kapak için ciddi emek veren dostlardı. Ve Sevgili Tülin... Hepinize candan teşekkürler.

Hayatın önceden belirlenmiş bir amacı yoktur; biz ona ne anlam yüklersek o olur. Benim için bu anlam ezilenlerin mücadelesi içinde olmaktır. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bu kitap; hiçbir güç odağına sırtını dayayarak yazılmadı. Arkasında ne holdingler, ne tv kanalları, ne yazılı medya, ne de militarizm var... Çocukluk düşlerine ve gençlik ideallerine sadık kalmakta inat eden bir iradenin doğurduğu, emek yoğun bir üründür sadece... İnsanlığın uzun yürüyüşünde söylediği en güzel melodi olan eşitlik ve özgürlük türküsünde bir ses olması dileğiyle...



Tayfun ER Mart 2007


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.

Oligarşi Ve Örtük Kast Sistemi

Erguvaniler-Türkiye'de İktidar Doğanlar / Tayfun Er

Sayfa 13-24
"'Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.' (Carl Sagan)"
Ara
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  “TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?”-“ERGENEKON ve SOSYALİSTLER” jakoben 1 363 05-11-08, Saat:22:08:37 PM
Son Yorum: a_sude
  SEMİNER:TÜRKİYE NASIL KUŞATILDI? jakoben 3 355 01-06-07, Saat:17:28:25 PM
Son Yorum: rahmetov
  Türkiye Nereye Gidiyor?-Seminer jakoben 0 229 16-05-07, Saat:10:54:59 AM
Son Yorum: jakoben

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar:
1 Ziyaretçi

Yukarı Git