www.yalcinkucuk.net



 

 

 
 

Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Yazar Mesaj
cskn Çevrimiçi
Aydınlanma + Ortakçılık
*******

Mesajlar: 996
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 45
Mesaj: #1
ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Nuriye Atabey: Hanımlar beyler, bir Gündeme Dair’den yine iyi geceler diliyoruz. Efendim, gündemimiz çok yoğun ve bu yoğunluğa karşılık yine bizi farklı düşündürebilecek, “Acaba farklı sorular da var mı bu konuların arkasında?” dedirtebilecek bir hocamız var stüdyomuzda: Profesör Doktor Sayın Yalçın Küçük, stüdyo konuğumuz. Hoşgeldiniz, Yalçın Hocam.

Yalçın Küçük: Hoşbulduk, sağ olun.

NA: Biz teşekkür ediyoruz. Belki konuları hep bir bakış açısından değil, ama “Acaba bu işin farklı bir yönü de var mı?” diye veya farklı yönünü düşünen izleyicilerimizin ekran başında “Tamam, ben de tam böyle düşünüyordum,” dedirteceği bir noktadan olaylara bakmaya çalışıyoruz. Çok yoğun gündemimiz var: Dinleme var, yargıya olan baskılar var, Hocam. Böyle, hani, nasıl denir bilmiyorum, ama bütün şeyler birbirine karışmış durumda ve toz duman. Ben, hemen, lafı da fazla uzatmadan, bugün aslında gündeme yansıyan ve Cumhurbaşkanlığı’nın, özellikle de Cumhurbaşkanı hanımının, elbisesi mi diyelim artık, fistanı mı, entarisi mi hani eski bir deyimle, bu haberlerin etik olmadığı yönünde bir açıklama yapıldı. Şimdi ben, Cumhurbaşkanlığı’nın böyle bir şey etik değilse şayet, faturalar beyan edilir ve denilir ki, “Efendim, biz faturaları ödedik. İşte bunlar da bu işin karşılığı,” denilir. O etik değil de, Hocam, bütün bunlara karşılık, Cumhurbaşkanlığı makamından tek bir soru çıkmıyor, tek bir cevap çıkmıyor (Vakit gazetesinin “Paşa’ya 3 Soru” manşetini gösteriyor, Cskn); bunlar etik mi, Hocam? Bir turistik gezide çekilmiş olan bir fotoğraf (İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı önündeki resmini gösteriyor, Cskn), bir insanın tamamen özel şahsını ilgilendiren, bir komutanımızın bu konudaki sağlık raporunun, çok üst düzey önemli bir insanın, gazetelerde yer alması; bunlar etik mi, Sayın Yalçın Küçük?

YK: Şimdi, Nuriye Hanım, evvela böyle bir, güya iktidarda bir AKP var: Güya bunlar Müslümanlar, güya bunlar millîciler. Ha, bir defa, ben bütün bu soruda, ne yazık ki, Genelkurmay Başkanlığı’nın da bu veya diğer konuda yaptığı bir son açıklamada da kullanıldı; – sizin fikriniz değil- hayır, “şimdi bu etik mi?”, ne demek “etik mi”?

NA: Ahlaklı mı?

YK: Hah! Eğer siz bu ülkenin insanıysanız, burada bir sözcük var: “Bu ahlaklı mı?” Bu ahlaklı mı? Tutturdular bir laf, koskoca devlet büyüklerine, “Bu, etik değil! Bu, etik!”; çok tatsız bu... “Bu ahlaklı mı, değil mi?”

NA: Evet.

YK: Birincisi, bu. İkincisi: Cumhuriyet, -benim her zaman söylediğim ve zaman zaman tekrarlanan- Cumhuriyet rejimi, yüksek ahlak, yüksek estetik ve yüksek akıl düzenidir. Burada “estetik” sözcüğünü kullanıyoruz, çünkü artık bu Türkçe’mizde yok; “güzellik bilimi” diyebiliriz. Cumhuriyet, bir güzellik düzenidir. Şimdi, Çankaya’daki zattın ve zevcesinin giyinişi güzel değildir; yakışmaz! Bir ülkeye yakışmaz. Şu anda bu Cumhuriyet’in kuruluşuyla ilgili -‘20’li yıllarda, ‘30’lu yıllarda- resimler görüyoruz; ne güzel kadınlar! Osmanlı’nın son zamanında da öyle... Sultan hanımlar, yüksek bürokrasinin eşleri, yüksek bürokratların... Şimdi zaten okuyacağım da... Dolayısıyla, bu dönemde, son birkaç dönemde, tamamen tamamen tamamen, güzelliğe karşı bir savaş ilan etmiş durumdayız ve, ne yazık ki, güzelliğe karşı bu savaşın komutanları en yüksek tepede, Çankaya’dadır. Ben, Nisa Hanım’la bunları tartışamam; o giysileri bize anlatamazsınız: Bunun İslam’da olduğunu anlatamazsınız. Suriye Devlet Başkanı’nın hanımı öyle giyinmiyor, Mısır Devlet Başkanı’nın hanımı öyle giyinmiyor.

NA: Azerbaycan...

YK: Azerbaycan Hanımı’nın Başkanı öyle giyinmiyor (Burada Hoca aynen böyle dedi! Nuriye Hanım’ın güzelliği bir yandan, “Azerbaycan” diye araya girmesi diğer yanda; Hoca heyecanlandı mı, nedir. Cskn). Mevhibe Hanım öyle değildi, Berrin Hanım öyle değildi, Celal Bey’in eşi Refike Hanım; siz nerden çıktınız?! (Hoca bir anda yerinden zıplayarak bağırdı. Cskn) Kime ne diyorsunuz? Kime ne diyorsunuz? Dün... (Hoca, “Dün, dün...” derken Nuriye Hanım araya girdi. Cskn)

NA: Şimdi Cumhurbaşkanı aynı zamanda Başkomutan. Şimdi Başkomutan Genelkurmay’a yapılan bunları görmüyor. (Nuriye Hanım, tekrar Vakit gazetesini gösteriyor. Cskn)
YK: Ona geleceğiz. Dün Abbas Güçlü’nün bir yazısı var- 17 Haziran: “Başbakan bu söylemiyle ya hepimizi enayi yerine koyuyor ya da gerçekten olandan bitenden haberi yok.” Bu, Tayyip Bey, “Bu tersaneleri kaldırırız,” deyince dalga geçiyor. Burada başka kayıtlar da var, vaktimiz olursa ona döneceğiz. Ne o Bakan; Hüseyin Çelik’le dalga geçiyor: “Vakti gelince kaldırırız,” diyor. İnanılmaz bir şey... Bunlar, bunlar, bu giysilerin İslam’ın olduğunu söyleyerek bizleri enayi yerine koyuyorlar. Ha, bizim de onlara bakışımız: Siz güzellikten uzaksınız! Sizin bu giysilerinizin İslam’la, Müslümanlıkla hiçbir alakası yok, çünkü bizim annemiz babamız da Müslüman’dı. Annemiz, anneannemiz de Müslüman’dı. Benazir Butto da Müslüman’dı. Bakın, başını örtünce, böyle bir tülbent alıyor üzerine; yakışıyor da. Şimdi, birinci kısım budur. O, onu söylemiş! (Hoca, yine yerinden fırlayarak bağırmaya başladı. Cskn) O bizi ilgilendirmez. Bunun güzellikle de ilgisi yoktur. Bunu tartışmak da ahlakdışı değildir. Ahlakdışı mı, değil mi; bu konulara girmem. Ama ama ama... O hanımefendi ve kocası, o kıyafetle üniversitelere alınmadığı için Türkiye’yi Avrupa’daki bir mahkemeye şikayet etmiştir; o mu etik, o mu ahlaklı?! Bunları bırakıyoruz. O taraf, bunları daha çok söyleyeceğiz. Bu arada da, göstereyim, buraya hazırlıklarla geliyorum. Şunu görüyorlar mı? (Milliyet’in “Bilkent’te Atatürk Posterli Mezuniyet” isimli haberini gösteriyor. Cskn) Doğramacı’nın yanında birisi var (Resimdeki kişi Abdullah Gül. Cskn); Doğramacı’yı kucağına almış: Bu mu güzellik? Abdullah Gül Bey, Çankaya’da oturduğunun farkında değil. Çankaya’da oturan bir kimse, hiç kimseyi öyle kucağına almaz, bir hastabakıcı gibi taşımaz; o konuya da geleceğiz, bunlarla ilgili olarak geleceğiz. Evet, öbür konuya geldiğimiz vakit: E tabii, bir defa, Büyük Kulüp üzerinde duracağım, ama ortaya çıkan bu tablo; üzerinde saatlerce durmak lazım. Bir defa, şurada, şurada (Vakit gazetesinin haberi, Cskn) İlker Paşa Hazretleri’nin Ağlama Duvarı’nda yapmasına; bunu bir hadise gibi ortaya süren insana ben Müslüman demem. Neden Müslüman demem; çünkü İslam’da kitabî dinlerin ibadet yerlerine saygı vardır ve hatta orada ibadet bile yapılır. Bunların dünyadan haberi yok. Bunların dünyadan haberi yok.

NA: Kraliçe, Bursa’ya geldiğinde camide Kuran dinledi; yani şimdi Müslüman mı oldu Kraliçe?

YK: Büyükada’da, yukarıda Aya Yorgi diye bir kilise var: Yunanîlerin kilisesidir. Böyle çakılla çıkılır. Güya inanca göre oradan yalınayak çıkanlar, o kiliseye doğru, ayakları taşlarla böyle kanar ve Tanrı onların günahlarını affedermiş. Sonra kiliseye gidersin, mum yakarsın; onu yapanların % 98’i Müslüman’dır. Bunlar, bize bunları mı anlatacaklar? Ben de gittim, bir defa, Devlet’te, Başbakanlık’ta bir toplantıda; ben de oralara gittiğimi hatırlıyorum. Bunda hiçbir sakınca yoktur. Bir insanın Müslüman mı, değil mi; bunlara bakarak anlamak mümkün değildir. Yahudi olduğunu da söyleyemezler; o iş de benim işimdir. (Hoca, Nuriye Hanım’ı güldürdü. Cskn)

NA: Peki, bir şey söyleyeceğim. Burada başka bir nokta var benim dikkatimi çeken: Tam da Ağustos ayı geliyor, dolayısıyla Sayın Büyükanıt’ın görev, yetki devri. Geçen, iki sene önce de, Büyükanıt göreve geldiğinde pek çok hadise oldu Türkiye’de: Büyükanıt Paşa’ya yönelik olan saldırılar, sonra dinlemeyle ilgili olan ve Türkiye’de aslında bir ilki oluşturan ve o dönem başlayan, çoğunu unuttuk ama, bu döneme sirayet eden pek çok hadisenin başlangıcı iki yıl öncesidir. Bütün bunları sanki hatırlatıyor... Senaryolar mı diyelim artık, bu çalışmalar... Ne oluyor, Hocam? Nedir bu?

YK: Efendim, gayet güzel, iki noktada sorduğunuz soru, tam zamanlıdır, yerindedir. Bir defa, tam sizin söylediğiniz gibi, bütün izleyicilerime salık veririm, Erol Mütercimler dostumuz 13 Haziran’da bunu çok açık olarak açıkladı, Sky televizyonunda, çok güzel konuştu. Özellikle Ergin Paşa Hazretleri’nin hastalığıyla ilgili raporların çıkartılmasıyla ilgili, bu dedi ki, “Yaşar Paşa Hazretleri, Tayyip Bey Güven Hastanesi’ne yattığı zaman –ben o sözcükleri söylemiyorum- çok vahim bir hastalığı vardı, kamu görevini tehlikeye atan bir hastalığı vardı; Yaşar Paşa, gidip onu görmüştü. Ergin Paşa’nın hastalığını çıkartmaları, buna karşıdır. “Bakın, siz Tayyip Bey’in hastalığını biliyorsunuz. Biz de Ergin Paşa’nın hastalığını biliyoruz,” diye. İkinci nokta, sizin de iyi hatırlattığınız gibi...

NA: Kısasa kısas mı diyorsunuz?

YK: O noktalara geleceğiz. Bugün ben buraya gelmeden önce şu kitaptan dolayı (Epilepsi ile Orgazm’ı gösteriyor. Cskn) Tayyip Bey’in bize karşı açmış olduğu dava... Bugün ilk duruşmamız vardı, oraya gittik geldik. Tayyip Bey’e şunu tavsiye ederim: Daha iyi davalar açsın. Bize artık, Türkiye’de en çok yargılanmış insan olarak, bu kadar...

NA: Hocam, karikatüristlerden sonra size başladı...

YK: Bana devamlıdır, bütün kitaplarımdan, hepsinden... Bugün de o davayı gördük geldik; mesele o değil. Mesele şu -Biz de işte orada güya Tayyip Bey’in kamu görevi yapamayacak kadar hasta olduğunu söylemişiz, epilepsi olduğunu söylemişiz; bunlarda hiçbir hakaret yoktur, şu yoktur bu yoktur. Şimdi burada benim söylemek istediğim nokta, devlet, bir, delinmiştir. Önemli olan nokta: Devlet, delinmiştir. Ne demek “devlet delinmiştir”? Bu bilgiler burada yayınlandığı zaman (Yine Vakit gazetesinin haberini gösteriyor. Cskn), “Ah, ne güzel istihbarat!” diyemeyiz. Birazdan izin verirseniz bu Büyük Kulüp’ten bahsedeceğim, ama şu resme gelelim. İlker Paşa Hazretleri’nin Kudüs’te, Ağlama Duvarı’ndaki bu fotoğrafı, nasıl geçebilir Vakit’in eline? Bir: Paşa Hazretleri’nin korumaları vardır. Onlar çekmiş, onlar Vakit’e vermiştir. İki: Oradaki büyükelçiliğimizin korumaları vardır, MİT vardır; onlar çekmiştir, vermişlerdir. Üç, üç, üç: İsrail vermiştir, İsrail vermiştir, İsrail vermiştir. Bakın, buraya yine dosyalarla geliyorum. İsrail vermiştir!

NA: Hayır, sonuçta verilmiş olsa da, çok da önemli bir fotoğraf yok, Hocam. Biz de İsrail’e gittiğimizde gezdik gördük. Kraliçe Hazretleri, geldi Kuran dinledi, Bursa’da camide. Şimdi bu, bütün Türk medyasında yer aldı. Yarın öbür gün, İngiltere medyası şey mi diyecek, “Efendim, kanıtladık, Kraliçe Müslüman oldu”?

YK: Hayır, efendim, onu söyledik, onu söyledik, ama bir de, şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş. Eeeeeey Vakit makit akit! (Ben burada bir kahkaha attım. Cskn) Bu fotoğrafı nerden aldın? Tabii gazetecilik, siz de yaptınız, ben de yaptım. Kaynak söylenmez, ama ben de düşünürüm: Bu telefonları nasıl dinliyorsunuz? Bu bilgileri nasıl öğreniyorsunuz? Bakın, bu da Aktif Haber’in... Büyük basın Türkiye’deki en küçük basındır! Bu dinleme rezaleti Türkiye’de çıktığı zaman, Aktif Haber’de, buyurun bunu siz okuyun söyleyin... (Hoca, bir dosya çıkardı. Cskn)

NA: Evet, bakalım hemen.

YK: Aa, bizdeki bütün dinleme tesislerini İsrail kurmuştur. Bütün ne dinleniyorsa, İsrail dinleyebilir. Öyle mi?

NA: Evet, öyle yazıyor.

YK: Aktif Haber söylüyor mu? Aktif Haber, AKP’ye yakın bir haber kurumu.

NA: Hocam, Aktif Haber’in daha önce, bundan bir yıl önce, tarafsız bakıyorlardı, ama son bir yılda Aktif Haber o kadar manipüle oldu ki, yani buradan bunu söylüyorum. Ben, iyi de bir takipçisiydim Aktif Haber sitesinin... Yani bir yıl içerisinde inanılmaz bir şey oldu, ya el değiştirdi ya bir şey oldu ama...

YK: Bilemem ben, ben o taraflarını bilemem ben...

NA: Çok farklılaştı.

YK: Tabii dediğinize katılıyorum, orası beni de ilgilendiriyor.

NA: Daha önce ilk açtığımda oraya bakıyordum. Şimdi inanılmaz farklılaştı...

YK: Tabii efendim, benimle ilgili de inanılmaz yazılar... Çünkü biz Cumhuriyet’i savunuyoruz... Aktif Haber, şu anda Cumhuriyet’i savunan herkese karşı olumsuz, en kibar deyimle, olumsuz haber yapıyor, ama ben ona rağmen bunu getiriyorum. Ne diyor?!

NA: “Dinleme İsrail’in,” diyor.

YK: Ha, o zaman bunu çok açık olarak, ileride vaktimiz olursa, İsrail... Ben ne dedim?

NA: (Aktif Haber’in haberini okuyor. Cskn) “Çünkü emniyetin bugünlerde talep ettiği dinlemeyi yıllardır İsrailli bir firma yapıyordu...”

YK: Demek ki bu geriye teper. (Vakit’in haberini gösteriyor. Cskn) Bu fotoğrafların çoğunu İsrail’den, MOSSAD’dan almış olabilirsiniz. MOSSAD’dan almış olabilirsiniz... Sonra, ha, kim İbrani asıllıdır, kim değildir; bu fotoğraflarla bilinmez. Bir tek noktayı açıklıkla söylüyorum: Onun reçetesi bendedir. Nitekim, sözünü ettiğiniz, Yaşar Paşa Hazretleri, Genelkurmay Başkanı olacağı zaman iki tane, Yaşar Paşa Hazretleri’yle ilgili iki tane, bu tür İbrani asıllı olduğuna dair internete dosyalar koyduklarında da bütün gazeteler bana sordular...

NA: Kitap koydular, Hocam. Şimdi ben de açıkçası bunu gördüğüm zaman dedim ki, Yalçın Hocam, kulaklarınızı çınlattım ve dedim ki, “Yalçın Hoca’dan esinlenerek, fakat Yalçın Hoca sadece fotoğrafa bakmaz, onun belli kriterleri vardır. Dolayısıyla, o kriterlerden geçip yine de iddia eder: Yani, ‘Bu kesindir,’ demez.” Yani bu öyle bir şey, ya da aynı saatlerde, yani aynı saatlerden kastım yine Ağustos ayında, bir görevde bir devir söz konusu... Bu kadar bilinçli ve bu kadar şey, Silahlı Kuvvetler’i yıpratmaya yönelik bir haber de... Valla ne diyeceğimi bilemiyorum. Bunlar ahlaklı mı peki? Bunlar etik mi? Şimdi ben soruyorum: Bunlar etik mi?

YK: Bakın, bakın, ben öyle şeylere girmiyorum. Diyorum ki, “Dinime küfreden bari Müslüman olsa!” Bakın, ben bu resmi (Milliyet’in haberi. Cskn) tesadüfen göstermedim. Ne yapıyor Abdullah Gül Beyefendi?

NA: Koluna girmiş...

YK: Taşıyor; onu yapıyor. Ama, benim kitaplarımda var, İhsan Doğramacı, en iyi üniversiteymiş, anadili İbrani... İhsan Doğramacı’nın anadili İbrani... Kimin anadili İbrani olur, eeeeeey AKP?! (Ne saklayayım: Nuriye Hanım burada gülümserken çok hoş bakıyordu, zaten kırmızı bir elbise de giymiş. Cskn) İkincisi, ben bundan önce program yaparken Sky televizyonunda çok açık olarak söyledim, “AİHM’e,” dedim, “bir Sabetayist atayacaklar,” ve sonunda da Asher Karakaş’ın karısı Işıl Karakaş’ı atadılar.

NA: Eser Karakaş.

YK: İbrani’de Asher’dir, biz “ş” demeyiz, “Eser” deriz. Kimse de bunları yapmıyor, “Karakaş” dediğimiz vakit Karakaşi... Şimdi ne diyoruz: Eeeey Vakit, eey AKP, dinime küfreden bari Müslüman olsa. Dinime küfreden bari Müslüman olsa. AKP hükümetindeki kadar İsrail’e yakın Cumhuriyet döneminde hiçbir hükümet olmamıştır. AKP hükümetindeki kadar...

NA: Ama İsrailli dostlarımız şunu unutmaz: Anadolu her dönem zorda kalan insanların ve medeniyetin toprağı oldu. Biz yapılanı hiçbir zaman unutmayız, Hocam. Onlar unuttular belki, bir 550 senemiz var onlarla olan dostluğumuzda, ama eğer Türkiye’nin en zor döneminde bunu unutuyorlarsa bir gün gelir biz bunu hatırlatırız. İsrail değil, kim olursa olsun; ben buna can-ı gönülden inanıyorum.

YK: Efendim, şimdi, demek ki bu meseleye geldik. Vaktimiz olursa bu İsrail meselesine geleceğiz. Ben, buraya hazırlıklı geldim.

NA: Hocam, şimdi bu Büyük Kulüp’le ilgili bir de, yine aynı gazete tarafından bir belge yayınlandı.

YK: Evet, çok enteresan. Ben şimdi birazcık... Cumhuriyet gazetesi de... Onu da göstereyim... Bu haftanın, sizinle bu programı yaptığımız haftanın en önemli konularından bir tanesi Büyük Kulüp. Büyük Kulüp... Bir de, ihale var. Büyük Kulüp’le ilgili olarak, şimdi, ben, sizin vasıtanızla, -benim yaptığım programlarda bilgi, kitap çok olduğu için, programları çok fazla istiyorlar- birazcık bilgi vermek istiyorum ve birazcık da -şu kitaba mediko-politik dedik tıp alemi çok memnun oldu yeni bir deyim uydurdum ben: Mediko-politik... Bugün sizinle Büyük Kulüp dolayısıyla yapacağımız programda edebi siyaset dersi olacaktır. Burada sizinle yapacağız...

NA: Farklı bir tanımlama mı getireceksiniz, Hocam?

YK: Halkımıza birazcık da edebiyattan bahsetmemiz lazım... Bu, Cumhuriyet gazetesinde çıkan dünkü yazının kopyası... Cumhuriyet gazetesi, “Büyük Kulüp ülke aleyhine mi çalışıyor?” diyor; yazı, ağırbaşlı bir yazı, ancak Büyük Kulüp’ü Vakit’e karşı savunuyor. Tabii ben birazdan, eğer siz bana sorarsanız, nedir bu Büyük Kulüp? “Bu Büyük Kulüp’e kimler üye olur?” diye sorarsanız, ben buraya çalıştım.
NA: Ne zaman kuruldu, mesela? Kimler üye olur? Kimler üye?

YK: Hah, şimdi evvela Cumhuriyet gazetesine hemen haber vereyim: 12 Mart cuntasının başbakanı Naim Talu, bu kulübün üyesidir. 12 Eylül cuntasının başbakanı Bülent Ulusu, bu kulübün üyesidir; bir ara da başbakanlık yapmıştır. Bu kulüp, öyle bir yazıda geçiştirilecek bir şey değildir.

NA: Yani böyle geçiş dönemlerinde başbakan çıkaran bir kulüptür mü diyorsunuz, Hocam?

YK: Askerî dönemlerde Bakanlar Kurulu’nun çoğu bu kulüpten çıkar, bu kulüpten verilir. İsim de vereceğim... 12 Mart ve 12 Eylül’ün, hiç kimsenin bilmediği bir bakanı vardır: Serbülent Güngör, bu kulüp üyesidir. Birazdan Osmanlı’dan da bahsedeceğim. Futbola da geleceğiz, ama benim izlediğim yoldan futbola geleceğiz; hangi noktadan sonra geleceğiz? Mithat Cemal Kuntay’ın bir şiirinden sonra geleceğiz. (Ekranda Mithat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul” kitabı görüntüleniyor. Cskn) Cumhuriyet gazetesinin ve hiç yazarı olmayan bir insanın, bu kadar tartışıldığı bir zamanda bu yazıyı yazması da normaldir, çünkü Alev Coşkun, Cumhuriyet gazetesinin önemli bir figürüdür; bu kulübün üyesidir, bu önemli kulübün üyesidir.

NA: Peki, kötü bir şey mi bu kulübe üye olmak?

YK: Hayır hayır, ben romanlardan okuyacağım. Benim işim bilgi vermek, bir de size kötü mü iyi mi üyelerimiz söyleyeceğim. Söyleyeceğim... Çok önemli bir noktada sizinle bu programı yapacağımızı bana söylediğiniz zaman, hazırlandım, bakın burada şöyle tablolar yaptım. Kurucusunu dediniz: Kurucusu, Hitschfeld’dir, Baron da Hitschfeld, 1882. Kuruluştaki adı, “Circle à Pera”: Pera Kulübü’dür. “Circle” Fransızca... Daha sonra, kurucusu Yahudi’dir, yani ilk kurucusu... Üyelerinin de o zaman çoğu Yahudi’ydi. Hitschfeld, aynı Herzl gibidir. İlk zamanlar bu kulüp, 1882’de kuruldu, Pera’da, Beyoğlu’ndaydı. Beyoğlu’ndaki binayı Abraham Paşa yaptırdı: O da bir Yahudi’dir. Çok enteresan üyeleri vardır: Banker Kastelli üyedir, Vehbi Koç üyedir, Erol Sabancı üyedir, Bekir Okan (Okan Üniversitesi’nin sahibi) üyedir, silah ticaretinde önemli bir isim olan Cengiz Yalçın... Hani bir kız var, Nişantaşı’nda böyle bir mağazaya girince 20.000 dolarlık alışveriş yapıyor: Süreyya Yalçın...

NA: Onu bilmiyorum...

YK: Ama siz de hiçbir şey bilmiyorsunuz! Onun amcası, amcası... Ondan sonra, Erol Sabancı, Erol Aksel, Eser Türkmen (Bu isimleri yanlış yazmış olabilirim. Cskn), Eczacıbaşılardan var... Şu andaki yeni zenginimiz Hüsnü Özyeğin üyedir. Polat Holding’in sahibi üyedir. Bu kulübe, ya çok zenginler üye olur yahut üye olanlar çok zengin olur; sihirli... Open sesame, açıl susam açıl! Size de üyelik şey yapmışlar... (Nuriye Hanım iyice gülüyor. Cskn) Çok da garip, sağlı sollu üyeleri vardır. Ondan sonra, Sadettin Bilgiç de üyedir; ne kadar enteresan.

NA: Şimdi bütün bunlardan ne anlamak, ne algılamak lazım? Yani...

YK: Şimdi, efendim, bazen konferans veriyorum, Nuriye Hanım, üniversitelerde... Mart ve Nisan ayında, o kadar yeni, cıvıl cıvıl salonlar doluyordu; çok memnun oluyordum. Ne güzel çocuklar, dinliyorlar, onların kabahati değil... Bazen İsmet Paşa’dan bahsedecek oluyorum, ama birden, “Yalçın, bunlar üniversite öğrencileri, ama bunlar İsmet Paşa’yı bilmiyor olabilirler”; o kadar acı. Bunların hiç kabahati yok... Şimdi Mithat Cemal Kuntay’dan bahsedeceğim, onun “Üç İstanbul” romanından bahsedeceğim. Osmanlı’da nasılmış bu kulüp... Ondan sonra da bitiririz. Mithat Cemal Kuntay’dan ne diye bahsediyorum, biliyor musunuz? İlkokulda, ortaokulda bildiğiniz bir şiir vardır; bir dizeyi bilirsiniz: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak uğrunda ölen varsa vatandır.” İşte bunun şairi, Mithat Cemal Kuntay’dır. Şurada, sizin için hazırlandım, Kemal Paşa Hazretleri’nin de –çok sevdiği bir adam-, onun çok sevdiği dizesi şu, Mithat Cemal Kuntay’ın: “Eymez bu vatan farzımuhal ölse de hatta, çekmez külenin sırtı o tabut-u cesimi.” Bu da Mithat Cemal’in eski dilde... Ama Paşa Hazretleri, Büyük Kurtarıcı çok severmiş. Nedir bu? “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak uğrunda ölen varsa vatandır.” Bana Atatürk’ü sevmeyen, Humeyni’yi seven kızı da sorun birazdan... Orada acı işler başka... Sevmesin Atatürk’ü, ama... Ama...

NA: Sormayacağım, Hocam.

YK: Ama ama ama “İngiliz sömürgesi olsam daha rahat ederdim,” diyor... İşte bu bugünkü bizim “hakiki İslam” demediğimiz İslam’ı diyor; bunlarda vatan yoktur, bunlarda vatan yoktur, bunlarda bağımsızlık duygusu yoktur.

NA: Sormayacağım, çünkü bu hanımefendinin yaptığı bütün hareketler kayıtlı, bütün eylemleri... Mesela, diyelim ki şimdi biz bir yürüyüşe gitsek on sene önce, biz durup da bunu kamerayla –ki görevimiz olmasına rağmen, ki basın mensubu olmamıza rağmen- orada bayılmamızı ayılmamızı kameraya almayız. Şimdi yapılan her eylemi kamerada kayıtlı... Dün akşam başka bir kanalda açıklamaları vardı, ben ekranda izlerken kanım dondu, Hocam! Hanımefendinin on sene önceki gösterileri, bayılması, karakola düşmesi; her bir şeyi kameraya kayıtlı. Şimdi benim aklıma şöyle bir şey geliyor: Demek ki, bunlar planlandı ki kameraya kaydedildi, “Yarın öbür gün biz bunları gösteririz,” diye. Değilse, siz herhangi bir eylemde, tesadüfen –kendisi öyle iddia ediyor- içinde olduğu, tesadüfen başörtüsünü savunma gereği duyduğu bir eylemde niçin kayıt alınır? Veya kendinizi kayıt ettirir misiniz? O an aklınıza gelir mi böyle bir şey? Gelmez. Ben, o hanımı sormayacağım.

YK: Güzel, ben söyleyeceğimi söyledim. Peki, bu bayrak nedir? Gayet güzel bir noktaya geliyoruz. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır”; bu bize çocukluğumuzda öğretilen miras budur, ama bunun yerine siz bana futbola mı gelecektiniz?

NA: Onların vatanıyla benim vatanım aynı değil, Hocam.

YK: Hayır hayır, futbola gelecektiniz. Hanımefendi hanımefendi, bu futbolun, Avrupa’daki turnuvanın, benim için en ilginç tarafı nedir; biliyor musunuz? Kırmızı beyazı kaldırmışlar formadan... Ben çok az seyrediyorum, seyrettim ama o kadar fark etmedim... Kaldıran kim?

NA: Geçen hafta bunları konuşmadık değil mi sizinle? Ben yayın arasında gelip bakınca İsviçre takımını millî takım zannettim, kırmızı beyaz giyinmişler.

YK: Bakın, ben size bir şey anlatayım, ben size bir şey anlatayım. Biz hapisçiyiz, yani hep mahkemeye hapse gideriz. Hapisçilerin sevdiği bir fıkra vardır, bunu çok anlatırım ben... Böyle, hapisçi hasta olur, bir kolu kangren olur, “Hastaneye gideceğim,” der. Bir senede gider hastaneye, hastaneye gittiğinde ya o kolunda hiçbir şey yoktur, hastaneye gider gelir, o kolu keserler... Bir sene sonra öbür ayağı gider... Ondan sonra bir hastaneye giderler, orayı keserler. Adam yazar, “Bu kolum gidiyor,” onu da götütürler. Şimdi gardiyanlar da çok gözü açık, adam dört senede dört kez hastaneye gidince, bir o ayağı gidiyor bir o kolu, “Haa, anladım,” demiş, “sen taksit taksit kaçıyorsun!” Şimdi bunların da yaptıkları bu: Taksit taksit bizimle İsrail’i birleştiriyorlar. Bizi İsrailleştiriyorlar. Ben sordum; o, bayrak renginde olur. Oraya onu getirmişler: Mavi beyaz... O, İsrail’in rengidir... O, İsrail’in rengidir! (Hoca yine sesini yükseltiyor ve şiddetli sarsıntı halinde konuşuyor. Cskn) Kimseyi kandırmasınlar. Bunu getiren AKP’dir.

NA: Ama sonra kırmızı beyazı giyince şahlanışa geçtiler. Şimdi de hepsi kalkmış millî takım üzerinden siyaset yapıyorlar...

YK: Hah, ben şimdi sizinle beraber... Bu, Hasan Doğan... Bu, güreşçilikten getirilmiş. Kız kardeşi Ramsey Gur ile evlenmiş. Şimdi derslerini alacaklar! (Hoca dişlerini sıkarak konuşuyor! Cskn) Derslerini alacaklar. İngilizce bir söz vardır: “Don’t stick your neck out,” derler. Boynunu uzatma... Hasan Doğan, güreşçilikten... Şuradan dolayı... Bakın, Tayyip Bey’le beraber teknesine aldığı için... (Hürriyet Pazar’dan bir haberi gösteriyor. Cskn) Ramsey Gur’un kız kardeşini oraya verdiği için buraya gelmiş... Şimdi de renkleri değiştiriyor... Burada küçük, benim için küçük bir ifade var. Bu Ekinlik adasını da 1924 yılında mübadillerden alıp bunlara vermişler; mübadele meselesi Sabetayizm’i ilgilendirir. Hasan Doğan’a bu kadar ders yeter. Biz şimdi Büyük Kulüp’ü bitirelim, ondan sonra başka konulara... Ben, şimdi Osmanlı’yı, çöküşü anlatan bu romandan (Üç İstanbul. Cskn) yer yer Büyük Kulüp neymiş... Biliyorsunuz, Büyük Kulüp’ün adı “Circle d’Orient”, hala “Circle d’Orient” olarak bilinir... Yani “Doğu Kulübü”dür. Buradan bazı şeyler okuyacağım, hızla, herkes öğrensin, hem Osmanlı’yı öğrensinler... “Kızdı, bu oğlanı mektepten almak için bula bula Londra...” Bakın, Osmanlı’nın son zamanı, zenginliğe bakın... “Kızdı, bu oğlanı mektepten almak için bula bula Londra’dan gelen arabasını mı bulmuşlardı... Faytonunu emretti, ona da Paşa binmişti, çünkü Paşa’nın kendi arabası tamirdeydi. O halde, Circle d’Orient’a kaynanasının kupasıyla gidecekti.” Bu, bizim Osmanlı’nın son zamanındaki elitlerimizi konu alan bir romandır. E, bu romanda da, bakın: “Bilmem haberin var mı: Birkaç günden beri İstanbul’da bir Yahudi peygamberi var. Birinci rütbeden vecidî nişanı...” O zaman bu işler çok kolay, açıkça konuşulur ve yazılırdı. Şimdi geliyoruz: “Bir aralık,” Süleyman diye birisi, İttihatçı oluyor, “Circle d’Orient’da Erkan-ı Harp müşirinin damadı Miralay Hüsrev’in oyunda epeyce parasını aldı.” Bir defa, Circle d’Orient’da kumar oynanır, birinci iş budur; romanlar bunu yazıyor. Devam ediyoruz: “Artık gazetelerde Fransız, İngiltere ihtilallerini yazıyor, 14 Temmuz’u yapanları çok beğeniyordu. İttihat ve Terakki nazırlarından ölenlerin cenazeleri... Circle d’Orient’da herkes ayağa kalkıyordu.” Bir adam yükselirse, ona Büyük Kulüp’te herkes ihtimam gösterirmiş. Büyük Kulüp’ü anlatıyoruz, Osmanlı’dan kalma... (Hoca, kitaptan birkaç alıntı daha yapıyor. Cskn) Demek ki, Yahudilerimiz de orada var.

NA: Ama Yahudilerin kurduğu bir kulüp mü, Hocam? Yoksa sadece Yahudiler mi yer alıyor?

YK: Hayır, sadece Yahudiler yok. Yahudilerin çoğunlukta olduğu –Ermeniler de var, Sabetayistler de var, mutlaka Türkler de var. (Kitaptan alıntılarla devam ediyor. Cskn)

...

YK: Paşa Hazretleri (İlker Başbuğ. Cskn), ne yazık ki –bunu Paşa Hazretleri kendisi istememiştir; biz biliyoruz. Bizim uzmanlıklarımızın arasında Büyük Kulüp uzmanlığı da vardır; kim üyedir, kim nedir... Şu anda kötü mü; hayır, şu anda -Büyük Kulüp içindeki konuşmaları da ben biliyorum-, şu anda Büyük Kulüp, AKP’ye karşıdır, Tayyip Bey’e karşıdır.

NA: Yani böylece bir taşla iki kuş mu hedeflenmiş burada? (Vakit’in haberini kastediyor. Cskn)

YK: Hayır, efendim, hayır, efendim; bunlar, -Paşa Hazretleri’nin saflığına gelmiştir- Birinci Ordu komutanlarını üye yapmaya çalışırlar, daha sonra yüksek yerlere gelecek diye... Size... Mesela, üye askerlere bakacak olursam... Bunlar, hepsi değil, seçme... Seçme askerlerden söyleyecek olursam... Mesela, MGK’den Nejat Tümer orada üyedir. O komitenin genel sekreteri Org. Nejdet ... (Tam anlayamadım. Cskn) oradadır ve 1970 yılının Birinci Ordu Komutanı Kemal Atalay da orada üyedir. Biz bu kumar notlarını, bundan yüz yıl önceki Osmanlı toplumunda yüksek bürokratların, yüksek yöneticilerin kumar borçlarının Büyük Kulüp’te bu şekilde birbiri yerine ödenmesini seçerek size getirdim. Kemal Atalay Birinci Ordu Komutanı’yken, onun Kara Kuvvetleri Komutanı olması söz konusuydu. 1970 yıllarında Türkiye’de çok büyük bir kavga vardı. Bu arada, bütün paşa hazretlerine bir itirazımı da söyleyeyim: 1970 yılında Birinci Ordu Komutanı’nın KKK olmasını ben anlayabilirim, neden; çünkü Birinci Ordu en önemli orduydu, çünkü o zaman Soğuk Savaş vardı, çünkü o zaman Sovyetlerin Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye hücum edecekleri ve aynı zamanda Yunanistan’ın adalardan bize gelecekleri... Dolayısıyla, bütün gücümüz Birinci Ordu’daydı. Oradaki komutanın KKK olması normaldir, ancak! Bugün asla normal değildir. Bugün Birinci Ordu’nun hiçbir önemli işi yoktur. Ne Sovyetler var ne Yunanistan’ın tehdidi var... Bizde İkinci Ordu ve Üçüncü Ordu önemlidir. Bundan sonra, Genelkurmay’a söylüyorum: KKK, İkinci Ordu’nun hakkıdır, çünkü onlar savaşıyorlar. Bu bir askerlik mesleğidir, bu bir oyun değildir. Bu bir kokteyl meselesi değildir! Kemal Atalay Paşa, Birinci Ordu’dan gelecekti. Ama Faruk Paşa geldi İkinci Ordu’dan... O, çok ayrıdır. Kemal Paşa’nın Büyük Kulüp’te kağıt oynadığı –kumar demiyorum-, o kağıtlardan çok kazandığı çok rivayet edildi; bunun üzerine o gelemedi. Demek ki, Büyük Kulüp bizim önemli bir noktamız... Paşamız, bu sözümüzden sonra bir dilekçe yazar, Büyük Kulüp’ten istifa eder.

NA: Eğer bu iddia doğruysa tabii...

YK: Kötü bir yer mi; ben size kötü bir yer demiyorum. Ben size tarihini anlattım, ama Türkiye’deki politikanın yapıldığı yerdir. Ajda Pekkan da burada üyedir. Can Bartu üyedir. Fahrettin Aslan üyedir. Gazanfer Bilge üyedir. Cumhuriyet gazetesi burayı savunmuş, Büyük Kulüp’ü savunmuş. Cumhuriyet gazetesinde ikinci üçüncü rütbede olan Alev Coşkun, Büyük Kulüp üyesidir. O haftalık mülakatları yapan –kim? Leyla Hanım mı?

NA: Tavşanoğlu mu?

YK: Hah, Leyla mı adı?

NA: Evet.

YK: Onun kardeşidir Çetin Emeç; o da üyeydi. Demek ki, Cumhuriyet gazetesiyle Büyük Kulüp arasında kısmî bir akrabalık var.

NA: Ama buradan şunu anlamak gerekmiyor, efendim: Bütün bunlar Sabetayist’tir veya Yahudi’dir.

YK: Hayır hayır hayır, bir defa 1900’lerin başıyla şu anki başka... Şu an o kadar Yahudi’miz yok ki...
22-06-08 05:58:48 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
cskn Çevrimiçi
Aydınlanma + Ortakçılık
*******

Mesajlar: 996
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 45
Mesaj: #2
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Programın ilk kısmını kağıda döktüm... Eleştiri ve katkılarımızı yapmak daha kolay olacaktır...
22-06-08 06:03:27 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
cskn Çevrimiçi
Aydınlanma + Ortakçılık
*******

Mesajlar: 996
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 45
Mesaj: #3
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Yalnız, dikkatimi çeken bir hadise şu oldu: Nuriye Atabey, oldukça olumlu bir değişim geçirmiş gibi geldi. Özellikle, Kürt meselesinde, daha önce de böyle miydi bilmiyorum, ama kendisinden beklediğimden daha olumluydu. Kürtlerin ve diğer halklarımızın dilinin serbestçe okullarda ve idarelerde kullanılmasından bahsediyordu. Hoca, "30.000 kişiyi daha mı şehit edelim istiyorsunuz!" diye çıkışırken Nuriye Hanım, Hoca'yı destekliyordu.

Hoca'nın şu lafı da neden Cumhuriyet'in arkasında durduğunun özeti: "Cumhuriyet'i savunuyoruz. Çünkü Cumhuriyet olursa, onu emekçi halkın lehine değiştirebiliriz."
22-06-08 06:34:09 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
umutvarmi Çevrimdışı
Üye
*****

Mesajlar: 46
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 0
Mesaj: #4
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Elinize sağlık! Video kaydını indirdim ama izleyemiyorum. Bu nedenle yazılı halini bulduğuma çok sevindim! Teşekkürler CSKN!

Diğer kısmını da yakında göndermeniz ümidiyle...
22-06-08 09:59:53 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
tired Çevrimiçi
Yönetici
*******

Mesajlar: 3.066
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 44
Mesaj: #5
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
bilgisayarınıza ,Divx codecleri yüklerseniz rahatlikla izliyebilirsiniz.

http://www.yalcinkucuk.net
22-06-08 10:03:36 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
umutvarmi Çevrimdışı
Üye
*****

Mesajlar: 46
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 0
Mesaj: #6
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
indireceğim sayfayı yollayabilir misiniz?
22-06-08 10:16:47 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
narcisus Çevrimdışı
Kıdemli Üye
*****

Mesajlar: 443
Katılma Tarihi: Nov 2007
Rep Puanı: 11
Mesaj: #7
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Üye cskn,yazarak emek verdiğiniz için teşekkürler.Her zamanki gibi yararlı bir program olmuş.Devamının gelmesi dileklerimle.
Tayyip,Yalçın Küçük`e Epilepsi ve Orgazm Kitabı için dava açmış.Sanki içime doğmuştu.Nuriye Atabey`in,karikatüristlerden sonra size başladı,sözünün geçerliliğinden hareketle. Diğer konular bir yana , "yiğidi öldür ama,hakkını yeme. "güzel halk sözünden hareket ederek,Süleyman Demirel,Erdal İnönü,Turgut Özal gibi politikacıların ne denli olgun,anlayışlı,karikatüre,hicvedilmeye,taklit edilmeye açık olduklarını belirtmeliyim.Onları hicve,karikatüre sadece tebessümle değil,gülerek bakabilen nadir politikacılar olarak görüyor ve takdir ediyorum.Bu,pek çok meslek grupları için de geçerlidir.Bir öğrenci,öğretmeni;keza bir seyirci bir sanatçıyı hicvedebilir veya taklit edebilir.Önemli olan,gördüğünü ve etkilendiği gerçekleri dillendirmeye veya ifade etmeye yönelik anlatma biçimlerini olgunlukla karşılayabilmektir.Yine,Emin Çölaşan`ın, "Turgut Nereye Koşuyor "kitabına Turgut Özal`ın dava açtığını duymadım.Yine,Turgut Özal,dava açmak bir yana kendisi hakkında gazeteye çıkan her karikatürünü kesip,duvara yapıştırıp;karikatürü çizen gazeteciyi arayıp,kutlar ve başarı dileklerinde bulunurdu.Bu davranış,bir siyaset ve devlet adamı için az bir erdem midir?İnanız ki,eleştiriye açık olan ve onu anlayışla karşılayabilen insanın kendisine yani,özbenliğine olan sarsılmaz güveni söz konusudur.Bu tür olumlu,anlayışlı davranış biçimi kişiyi,toplumun ve halkın indinde daha da değerli kılar diye düşünüyorum.
22-06-08 13:38:01 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
çadûr Çevrimdışı
Üye
*****

Mesajlar: 24
Katılma Tarihi: Jun 2008
Rep Puanı: 0
Mesaj: #8
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Adı gibi gut adamdı rahmetli Özal. Turgut'un anlamı nedir?
22-06-08 15:04:32 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
narcisus Çevrimdışı
Kıdemli Üye
*****

Mesajlar: 443
Katılma Tarihi: Nov 2007
Rep Puanı: 11
Mesaj: #9
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Bu söylediğinizin konuyla ilgisini anlayamadım.
22-06-08 16:26:59 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muzaffer bilgin Çevrimiçi
küçükist üye
*****

Mesajlar: 383
Katılma Tarihi: Feb 2007
Rep Puanı: 27
Mesaj: #10
Cvp: ART'nin Yalçın Küçük'le 18 Haziran 2008 tarihinde yaptığı program
Tur, sütun demektir; gut ise iyi.
22-06-08 18:22:44 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  ÇÖKMEDEN - Prof. Yalçın Küçük ve tired 3 126 Dün 23:42:43 PM
Son Mesaj: alexander
  yalçın küçük mülakatları derdest 2 223 25-11-08 21:13:11 PM
Son Mesaj: derdest
  Yalçın Küçük: BAŞBAKAN ERDOĞAN VE BAKAN VECDİ GÖNÜL NE DEMEK İSTEDİ? jakoben 5 183 13-11-08 20:36:01 PM
Son Mesaj: hivda2004
  Yalçın Küçük: ŞİİRİMİZ BİTTİ pac 2 113 23-10-08 18:15:44 PM
Son Mesaj: tapınakcı
  ÖCALAN BANA DEDİ Kİ… Yalçın Küçük Hocamız Bombalamaya Devam Ediyor tired 12 293 13-10-08 15:52:20 PM
Son Mesaj: neron
  Harun Yaha (Adnan Oktar) Hakkında Yalçın Hoca Ne Düşünüyor? illumination_tr 12 1.132 04-10-08 01:50:06 AM
Son Mesaj: KerratCetveli
  Yalçın Küçük Büyük Tartışmayı Analiz Etti MAO-TUN 2 141 26-09-08 09:56:11 AM
Son Mesaj: almila
  Yalçın Küçük: Fırat-Kılıçdaroğlu Düellosunun Şifereleri jakoben 0 85 25-09-08 09:00:03 AM
Son Mesaj: jakoben
  Yalçın Hocamız ART TV DE 18 Haziran VIDEO tired 6 4.093 08-08-08 02:58:42 AM
Son Mesaj: HackedByX
  Yalçın Hocayla Gurur Duyuyorum Anıl 0 186 29-07-08 13:37:41 PM
Son Mesaj: Anıl
  Beyin Firtinasi Yalçın Küçük tired 0 275 17-07-08 09:14:10 AM
Son Mesaj: tired
  Yalçın Küçük'ün son yorumu tired 2 543 08-07-08 20:01:27 PM
Son Mesaj: fatma gürman
  KVK olarak Yalçın Küçük ile Söyleşimiz cskn 5 5.435 04-07-08 06:45:15 AM
Son Mesaj: cskn
  Yalçın Küçük:Rusya- Fethullah Gülen jakoben 2 524 30-06-08 03:11:05 AM
Son Mesaj: irfan3334
  Yalçın Hocamız ART TV DE 18 Haziran 2008 tired 3 264 22-06-08 17:15:33 PM
Son Mesaj: tayfunozkahraman

Forum Atla:


 

Siteye Eklenen yazılar yazarın kendi fikir ve görüşlerini belirtir.Yazılardan Sitemiz Sorumlu Değildir

KalemlerVeKılıçlar.com NazarWeb'in Türkiye Sunucularında Barınmaktadır.